O biraz daha uzun kalmam için bana baskı yaptı.
- He pressed me to stay a little longer.
O, her gün kan basıncı ölçtürmek zorundadır.
- He has to have his blood pressure taken every day.
Makineyi çalıştırmak için bu butona basın.
- Press this button to start the machine.
Basın onun özel hayatıyla ilgileniyor.
- The press is interested in his private life.
Kan basıncı sabitlenemez.
- The blood pressure can't be determined.
Basın onun özel hayatıyla ilgileniyor.
- The press is interested in his private life.
Oda basın konferansının başlamasını bekleyen muhabirlerle tıka basa doluydu.
- The room was jam-packed with reporters waiting for the press conference to begin.
Yüzünü vitrine bastırdı.
- He pressed his face against the shop window.
Kalabalık kapıya doğru bastırdı.
- The crowd pressed toward the gate.
The two gentlemen who conducted me to the island were pressed by their private affairs to return in three days. (Swift, Gulliver's Travels, III. 8).