It's just that simple.
- Bu sadece bu kadar basit.
He gives plain, simple explanations.
- Sade, basit açıklamalar yapar.
Tom ate plain and simple food.
- Tom, sade ve basit bir yemek yedi.
They were plainly dressed.
- Onlar sade giyinmişlerdi.
Only a few people understood me.
- Sadece birkaç kişi beni anladı.
The past can only be known, not changed. The future can only be changed, not known.
- Geçmiş sadece bilinir, değişmez. Gelecek ise sadece değişir, bilinmez.
This trip is purely for pleasure.
- Bu yolculuk sadece zevk içindir.
This happened purely by accident.
- Bu sadece kazara oldu.
I'm just going to rest during the summer vacation.
- Yaz tatili sırasında sadece dinleneceğim.
Tickets are valid for just two days, including the day they are purchased on.
- Biletler, alındığı gün de dahil olmak üzere sadece iki gün geçerlidir.
If you make a mistake, just cross it out neatly.
- Eğer bir hata yaparsanız, sadece düzgün bir şekilde çiziniz.
Tom is just being modest.
- Tom sadece mütevazi oluyor.
Maybe Tom is just being modest.
- Belki de Tom sadece mütevazi davranıyor.
We just don't think it's cool.
- Biz sadece serin olduğunu düşünmüyoruz.
Norwegian reggae is very cool. Simply excellent.
- Norveç Reggae'si çok harika. Sadece mükemmel.
I'm not naive, I'm just an optimist.
- Ben saf değilim, sadece iyimserim.
It is exactly the same thing, just absolutely different.
- Bu tam olarak aynı şey, sadece tamamen farklı.
It was just absolutely unbelievable.
- O sadece kesinlikle inanılmazdı.
Tom just barely passed the test.
- Tom testi sadece zar zor geçti.
Tom only does the bare minimum.
- Tom sadece en azını yapar.
I just got over a severe illness.
- Ben sadece ağır bir hastalık atlattım.
Tom just wanted some peace and quiet.
- Tom sadece biraz huzur ve sessizlik istedi.
Let's just sit here quietly.
- Sadece sessizce burada oturalım.
Tom only wears black clothes.
- Tom sadece siyah elbiseler giyer.
He drinks his coffee black every time.
- O, her zaman kahvesini sade içer.
No, you are absolutely wrong. Tom is not radical but conservative. He just hates liberalism.
- Hayır, kesinlikle hatalısın. Tom radikal değil muhafazakardır. Sadece liberalizmden nefret ediyor.
How to merely get tea?
- Sadece çay nasıl alınır?
The mere sight of a dog made her afraid.
- Bir köpeğin sadece bakışı onu korkuttu.
Don't look down on him merely because he is poor.
- Sadece fakir olduğu için ona tepeden bakma.
She was merely stating a fact.
- O sadece bir gerçeği ifade ediyordu.