previously described

listen to the pronunciation of previously described
Englisch - Türkisch
Daha önce açıklanan
such
çok

Newport gibi, deniz kenarındaki tatil köyleri yaz aylarında çok kalabalıktır. - Seaside resorts, such as Newport, are very crowded in summer.

Öylesine bir şeyi bir kez çok sık yaparsın ve cezalandırılırsın. - You do such a thing once too often and get punished.

such
bu gibi

Bu gibi durumlarda ne yapacağımı bilmiyorum. - I do not know what to do in such cases.

Ben lise mezunuyum yani ben lise problemlerini ve bu gibi şeyleri cevaplayabilirim. - I'm a high school graduate so I am that much able to answer high school problems and such.

such
as such böyle olmak sıfatıyla
such
{z} 1. öyle/şöyle/böyle bir kişi/şey; öyle/şöyle/böyle kişiler/şeyler: It's his philosophy, if it may be called such. Onun felsefesidir, eğer
such
(sıfat) öyle, böyle, bu gibi, bu tür, o kadar, çok
such
oldukça

Mary oldukça güzel bir gelindi. - Mary was such a lovely bride.

O öyle büyük bir sorun değil. Oldukça fazla üzülüyorsun. - It's not such a big problem. You're worrying way too much.

such
(zarf) çok, öylesine, böylesine, oldukça
such
o gibi
such
böylesine

Böylesine kitapları okumanın faydası nedir. - What is the good of reading such books?

Böylesine büyük bir köpeği asla görmedim. - I've never seen such a big dog.

such
meselâ

Pek çok meyve ihraç ederler, mesela portakal, greyfurt ve limon. - They export a lot of fruit, such as oranges, grapefruits and lemons.

such
ne kadar da

Ne kadar da aptalsın! - You're such an idiot!

Ne kadar da güzel kirpiklerin var. - You have such beautiful lashes.

such
şu kadar
such
ne kadar

Böylesine bir mükemmelliğe ulaşmak için ne kadar süre eğitim gördün? - How long did you train in order to achieve such perfection?

Böyle önemli bir şeyi unutacak kadar ne kadar ihmalkarsın! - How careless you are to forget such an important thing!

such
öylesine çok
such
öylesi

Öylesine sıcak bir gündü ki yüzmeye gittik. - It was such a hot day that we went swimming.

Anladığım kadarıyla, öylesine bir plan imkansızdır. - As far as my experience goes, such a plan is impossible.

such
bu
such
öyleleri
such
o kadar çok

Soğuk o kadar çoktu ki kuşlar aniden düştü. - The frost was such that the birds fell on the fly.

Yoğun trafiğin gürültüsü o kadar çoktu ki polis kendini duyuramadı. - The noisy of heavy traffic was such that the policeman could not make himself heard.

Englisch - Englisch
such
previously described

    Silbentrennung

    previously de·scribed

    Türkische aussprache

    priviısli dîskraybd

    Aussprache

    /ˈprēvēəslē dəˈskrībd/ /ˈpriːviːəsliː dɪˈskraɪbd/
Favoriten