Tom and Mary aren't quite sure what to make of this.
- Tom ve Mary, bununla ilgili ne yapacaklarından pek emin değildir.
I'm not quite sure what to do.
- Ne yapacağımdan pek emin değilim.
It will not make much difference whether you go today or tomorrow.
- Bugün ya da yarın gitmen pek fark yaratmayacak.
Between you and me, Tom's idea doesn't appeal to me very much.
- Aramızda kalsın, Tom'un fikri bana pek cazip gelmiyor.
All right. I'm leaving.
- Pekala. Şimdi gidiyorum.
That doesn't seem right.
- Bu pek doğru görünmüyor.
If you look from afar, most things will look nice.
- Uzaktan bakıldığında pek çok şey hoş görünecektir.
Most snakes on this island are harmless.
- Bu adadaki pek çok yılan zararsızdır.
This dictionary contains a lot of information.
- Bu sözlük pek çok bilgi içermektedir.
They have a lot in common.
- Onların pek çok ortak yanı var.
Today's Beijing has given me a very deep impression and aroused my curiosity.
- Bugünün Pekin'i bende çok derin bir etki bıraktı ve merakımı uyandırdı.
Between you and me, Tom's idea doesn't appeal to me very much.
- Aramızda kalsın, Tom'un fikri bana pek cazip gelmiyor.
Tom doesn't have a whole lot of time.
- Tom'un pek çok zamanı yoktu.
We played a lot of games at the party.
- Partide pek çok oyun oynadık.
I'm really not much of a cook.
- Ben gerçekten pek aşçı değilim.
There is not much more to say.
- Söylenecek pek fazla şey yok.
The first time, she wasn't very firm with him.
- İlk kez, onunla pek sıkı değildi.