konuşarak

listen to the pronunciation of konuşarak
Türkisch - Englisch
wording
speaking

I grew up speaking French at home. - Evde Fransızca konuşarak büyüdüm.

Tom grew up speaking both English and French. - Tom hem İngilizce hem de Fransızca konuşarak büyüdü.

talking

We passed the evening away talking with our friends. - Arkadaşlarımızla konuşarak akşamı geçirdik.

She had a good time talking with him. - O, onunla konuşarak iyi bir zaman geçirdi.

konuşarak bastırmak
talk down
konuşarak kör iniş yaptırmak
(uçak) talk down
konuşarak zaman geçirmek
talk away
konuş
speak

John can't speak French well. - John, Fransızcayı iyi konuşamıyor.

I don't speak Japanese. - Japonca konuşamıyorum.

konuş
{f} spoke

Which language is spoken in the U.S.A.? - ABD'de hangi diller konuşuluyor?

It isn't a surprise that English is the world's most spoken language. - Hiç şüphe yok ki İngilizce dünyada en çok konuşulan dildir.

konuş
{f} commune
konuş
(Tıp) conus
konuş
talk to

I want to talk to your uncle. - Amcanla konuşmak istiyorum.

Mary was lonely because the other students didn't talk to her. - Diğer öğrenciler onunla konuşmadığından dolayı Mary yalnızdı.

konuş
{f} talk

Don't talk with your mouth full. - Ağzın doluyken konuşma.

Do not talk with your mouth full. - Ağzın doluyken konuşma.

konuş
commune with
konuş
spoke out
konuş
speak out

You can speak out freely here. - Sen burada özgürce konuşabilirsin.

Can we speak outside for a moment? - Bir an dışarıda konuşabilir miyiz?

konuş
{f} spoken

Which language is spoken in the United States of America? - Amerika Birleşik Devletleri'nde hangi dil konuşuluyor?

In Papua New Guinea, there are 850 different languages spoken by Papuans. - Papua Yeni Gine'de, Papualılar tarafından konuşulan 850 farklı dil vardır.

konuş
spoke to
konuş
speak to

She doesn't speak to me. - O benimle konuşmuyor.

She may well refuse to speak to you because she's in a very bad mood. - O, kötü bir ruh hali içerisinde olması dolayısıyla seninle konuşmayı reddedebilir.

konuş
spoken out
konuş
{f} tongue

Mr Wright speaks Japanese as if it were his mother tongue. - Bay Wright, sanki onun ana diliymiş gibi Japonca konuşuyor.

I can speak Esperanto as if it's my mother tongue. - Esperanto'yu ana dilim gibi konuşabiliyorum.

konuş
{f} talked

They talked during the movie. - Film sırasında konuştular.

In the tent we talked and talked. - Çadırda sürekli konuştuk.

konuş
{f} talking

Who were you talking with? - Kiminle konuşuyordun?

Talking in the library is not allowed. - Kütüphanede konuşmaya izin verilmiyor.

konuş
spoken to
konuş
{f} speaking

Speaking English isn't easy. - İngilizce konuşmak kolay değildir.

I'm not very good at speaking Arabic. - Çok iyi Arapça konuşamıyorum.

konuş
discourse

In their discourse after dinner, they talked about politics. - Yemekten sonraki konuşmalarında, onlar politikadan bahsettiler.

abartılı konuşarak etkilemek
snow
konuş
placing, arrangement
konuş
(Askeriye) disposition, deployment
konuş
geol. location
konuş
intercede
konuş
converse

I need someone with whom I can converse. - Konuşabileceğim birine ihtiyacım var.

Passengers shall not converse with the driver while the bus is in motion. - Otobüs hareket halindeyken yolcular şoförle konuşmamalıdır.

peltek konuşarak
lispingly
sokak diliyle konuşarak
slangily
Türkisch - Türkisch

Definition von konuşarak im Türkisch Türkisch wörterbuch

konuş
Konma işi veya biçimi
konuş
Konum
konuş
Bütün imkânlar göz önünde tutularak kara, hava ve deniz birliklerinin yerleştirilmesi biçimi
konuşarak
Favoriten