Bu yol sizi oraya götürür.
- This road leads you there.
Yumi oraya kendi gitti.
- Yumi went there by herself.
Yıllar önce orada bir kale vardı.
- There was a castle here many years ago.
Orada herhangi bir şey görebiliyor musun?
- Can you see anything in there?
Şurada kitap okuyan adam benim babam.
- The man reading a book over there is my father.
Parkta kuşlar burada şurada ötüyorlar.
- Birds are singing here and there in the park.
O yerde birçok insan kalıntısı vardı.
- There were a lot of human remains in that place.
Duvarda bir saat var.
- There is a clock on the wall.
İnternette Tatar dilinde çok az site vardır.
- There are few sites in the Tatar language on the Internet.
O konuda hiçbir sorun yoktu.
- There was no question about that.
O konuda hiç şüphe yok.
- There's no mistaking about that.
Biz oradaki masada oturabilir miyiz?
- Can we sit at the table over there?
Oradaki o ev Tom'un yaşadığı yerdir.
- That house over there is where Tom lives.
Her işte bir hayır vardır!
- There is a silver lining to every dark cloud!
Her işte bir ölçüde stres vardır.
- There's a degree of stress in every job.
Hemen sahilin oralarda beğeneceğini düşündüğüm gerçekten iyi bir lokanta var.
- There is a really good restaurant just off the beach that I think you'd enjoy.
Oralarda bir yerde bir zımba göremiyor musun?
- Can't you see a stapler somewhere around there?
Orada ne olduğunu gördün mü?
- Did you see what happened out there?
Oh, buyur bakalım. Gördün mü? Tam olacağını söylediğim gibi oldu. Şimdi git ambulans çağır.
- Oh, there you go. See? It happened exactly like I said it would. Now go call the ambulance.
Hazine için orayı burayı kazdılar.
- They dug here and there for treasure.
Lütfen bugün orayı ziyaret et.
- Please visit there today.