Definition von duran im Türkisch Englisch wörterbuch
- still
- lingering
- {i} standing
The lady standing by the gate is a famous singer.
- Kapının yanında duran bayan ünlü bir şarkıcıdır.
Do you know the man standing on the bridge?
- Köprüde duran adamı tanıyor musunuz?
- untangible
- duran adam
- A new style of peaceful protest started by a Man who has been standing in İstanbul Taksim Square since Monday morning Jun 17th 2013
- duran adam
- standing man
- duran yıldız
- fixed star
- maddi olmayan duran varlıklar
- (Denizcilik) Intangible Fixed Assets
- dik duran
- standing
- dur
- {f} stand
He always stands off when people are enthusiastic.
- İnsanlar çoşkuluyken, o her zaman uzak durur.
I could scarcely stand on my feet.
- Ayaklarımın üzerinde güçlükle durabiliyordum.
- tekrarlayıp duran
- repetitive
- dur
- (Bilgisayar) end
Let's wait for the rain to end!
- Yağmurun durmasını bekleyelim!
Once the complaining starts, it never ends.
- Bir defa şikayet etmeye başladığında asla durmaz.
- maddi duran varlık
- (Ticaret) tangible asset
- maddi duran varlıklar
- (Ticaret) property plant and equipment
- maddi duran varlıklar
- (Ticaret) tangible-fixed assets
- maddi olmayan duran varlık
- (Ticaret) intangible asset
- sabit duran
- steady
- yerinde duran
- stationary
- şapşal duran (pantolon)
- baggy
- dur
- conk out
- dur
- {f} standing
These two are standing abreast.
- Bu ikisi yan yana duruyor.
Someone is standing at the gate.
- Birisi kapıda duruyor.
- bütün duraklarda duran tren
- local train
- değişip duran
- in flux
- dik duran şey
- upright
- dur
- hold on
- dur
- stop
My house is close to a bus stop.
- Evim otobüs durağına yakın.
Were the earth to stop revolving, what do you suppose would happen?
- Dünya dönmeyi durdursa,ne olacağını tahmin edersin?
- dur
- halt
The car dove into the field and, after bumping along for a time, came to a halt.
- Araba tarlaya daldı ve bir süre sarsıldıktan sonra durma noktasına geldi.
They were unanimous that the war should be brought to a halt.
- Onlar savaşın durdurulması gerektiği konusunda aynı fikirdeydiler.
- dur
- hist
- dur
- hold it
- dur
- nix
- dur
- hold
Hold up, what do you think you're doing?
- Dur bakalım, Sen ne yaptığını düşünüyorsun?
When riding the escalator, please hold the handrail and stand inside the yellow line.
- Yürüyen merdivene binerken lütfen tırabzanı tut ve sarı çizginin içinde dur.
- dur
- whoa
- dur
- stall
You've stalled the engine.
- Sen motoru durdurdun.
Why are they stalling?
- Onlar neden duruyorlar?
- dünyayı dolaşıp duran
- globetrotting
- güzel duran
- becoming
- her istasyonda duran tren
- accommodation train
- her istasyonda duran tren
- way train
- homurdanıp duran
- grumpy
- karşı duran
- opponent
- karşı karşıya duran şey
- vis-a-vis
- kusur bulup duran kimse
- critic
- kıkırdayıp duran
- giggly
- kımıldamadan duran kuş
- sitter
- kıvrımlar halinde duran kumaş
- drapery
- maddi olmayan duran varlıklar
- (Ticaret) intangible long lived assets
- olaya karışmadan bir kenarda duran kimse
- bystander
- soru sorup duran
- inquisitive
- söylenip duran
- repining
- tekrarlayıp duran
- repetitious
- tezgâhta duran kimse
- counterman
- topluma ters düşerek ayrı duran kimse
- dropout
- uzak duran
- eschewer
- uzak duran
- shunner
- uzak duran
- offish
- çalışıp duran kimse
- grub