I'm afraid my depth perception is very poor.
- Korkarım benim derinlik algım çok zayıf.
I think there must be much gold in the depths of the Earth.
- Bence Dünya'nın derinliklerinde daha fazla altın olmalı.
The snow was several meters deep.
- Kar birkaç metre derinlikte idi.
The treasure was buried in the deepest of the sea.
- Hazine, denizin derinliklerine gömüldü.
How deep is this lake?
- Bu göl ne kadar derin?
Is there any end in sight to the deepening economic crisis?
- Derinleşen ekonomik krizin görünürde bir sonu var mı?
This book profoundly impressed me.
- Bu kitap beni derinden etkiledi.
She fell into a profound sleep.
- O derin bir uykuya daldı.
I think there must be much gold in the depths of the Earth.
- Bence Dünya'nın derinliklerinde daha fazla altın olmalı.
The scientists used a bathysphere to explore the depths of the ocean.
- Bilim adamları okyanusun derinliklerini keşfetmek için bir batisfer kullandılar.
Layla had deep religious convictions.
- Leyla'nın derin dinsel inançları vardı.
What began 21 months ago in the depths of winter cannot end on this autumn night.
- 21 ay önce kışın derinliklerinde başlayan şey bu sonbahar gecesinde sona eremez.
I think there must be much gold in the depths of the Earth.
- Bence Dünya'nın derinliklerinde daha fazla altın olmalı.