Select Keyboard:
Türkçe ▾
  1. Türkçe
  2. English
  3. العربية
  4. Dansk
  5. Deutsch
  6. Ελληνικά
  7. Español
  8. فارسی
  9. Français
  10. Italiano
  11. Kurdî
  12. Nederlands
  13. Polski
  14. Português Brasileiro
  15. Português
  16. Русский
  17. Suomi
  18. Svenska
  19. 中文注音符号
  20. 中文仓颉输入法
X
"1234567890*-Bksp
Tabqwertyuıopğü,
CapsasdfghjklşiEnter
Shift<zxcvbnmöç.Shift
AltGr

being filled with, or in a state of despair; hopeless

listen to the pronunciation of being filled with, or in a state of despair; hopeless
Englisch - Türkisch

Definition von being filled with, or in a state of despair; hopeless im Englisch Türkisch wörterbuch

desperate
umutsuz

Kendimi umutsuz hissetmeye başlıyorum. - I'm starting to feel desperate.

Umutsuz insanlar çoğu kez korkunç şeyler yaparlar. - Desperate men often do desperate things.

desperate
{s} çaresiz

Kendini çaresiz hissetmeye başlıyor. - She's starting to feel desperate.

Tom gerçekten çaresizdi. - Tom was truly desperate.

desperate
ümitsiz
desperate
herşeyi göze almış
desperate
{s} azgın
desperate
(sıfat) çaresiz, umutsuz, her şeyi göze almış, gözükara; korkunç, vahim, azgın; aşırı
desperate
müthiş
desperate
{s} gözükara
desperate
ümitsizlikten saldıran
desperate
{s} korkunç

Umutsuz insanlar çoğu kez korkunç şeyler yaparlar. - Desperate men often do desperate things.

desperate
her şeyi göze alabilen
desperate
çok ciddi

Tom'un tıbbi bakıma çok ciddi şekilde ihtiyacı var. - Tom is in desperate need of medical care.

Tom'un çok ciddi biraz yardıma ihtiyacı var. - Tom is in desperate need of some help.

desperate
çaresizliğe kapılmış
desperate
gözü dönmüş
desperate
ağır
desperate
{s} her şeyi göze almış
Englisch - Englisch
desperate

I was so desperate at one point, I even went to see a loan shark.

being filled with, or in a state of despair; hopeless
Favoriten