Uygun bir zamanda orada olmak isterim.
- I would like to be there in good time.
Biz zamanında orada olmak zorundayız, bu yüzden yarın beni bekletme.
- We have to be there on time, so don't stand me up tomorrow!
Bu yol sizi oraya götürür.
- This road leads you there.
Oraya gitmeye çok hevesli.
- He is very eager to go there.
Orada herhangi bir şey görebiliyor musun?
- Can you see anything in there?
Onlar orada garip bir hayvan gördü.
- They saw a strange animal there.
Şurada duran adam kim?
- Who's that man standing over there?
Parkta kuşlar burada şurada ötüyorlar.
- Birds are singing here and there in the park.
O yerde birçok insan kalıntısı vardı.
- There were a lot of human remains in that place.
Masanın üzerinde bir kedi var.
- There's a cat on the table.
Evimin arkasında bir kilise var.
- There is a church at the back of my house.
Şuradaki çocuklardan birisi Tom'dur.
- One of the children over there is Tom.
Şuradaki yüksek binayı görüyorsun değil mi?
- You see that tall building over there, don't you?
O konuda hiçbir şüphe yok.
- There's no doubt about it.
O konuda Tom'un yapabileceği hiçbir şey yok.
- There's nothing that Tom can do about that.
Oh, buyur bakalım. Gördün mü? Tam olacağını söylediğim gibi oldu. Şimdi git ambulans çağır.
- Oh, there you go. See? It happened exactly like I said it would. Now go call the ambulance.
Orada ne olduğunu gördün mü?
- Did you see what happened out there?
Oradaki erkek çocuk Tom'un erkek kardeşi olmalı.
- That boy over there will be Tom's brother.
O, oradaki erkek çocuktan daha yaşlıdır.
- He is older than the boy who is over there.
İşten sonra bir parti var.
- There's a party after work.
Her işte bir ölçüde stres vardır.
- There's a degree of stress in every job.
Davranışını haklı çıkar, haydi, bunların hepsi olduğunda orada olmanı haklı çıkar.
- Justify your attitude, come on, justify being there when it all happened.
Haydi spor salonuna gidelim ve Tom'un orada olup olmadığını görelim.
- Let's go to the gym and see if Tom is there.
Yarın Kaşgar'a ya da oralarda bir yere varabilirim.
- I might arrive in Kashgar or somewhere thereabouts tomorrow.
Oralarda bir yerde bir zımba göremiyor musun?
- Can't you see a stapler somewhere around there?
Orayı seveceğini düşünüyorum.
- I think you'd like it there.
Hazine için orayı burayı kazdılar.
- They dug here and there for treasure.
İşten sonra bir parti var.
- There's a party after work.
Bu işte bir bit yeniği var.
- There's something fishy going on.
She knows that I'll always be there for her.
There are beginning to be complications.
There, there! Everything is going to turn out all right.
Spend their good there it is reasonable.
The law that threaten’d death becomes thy friend / And turns it to exile; there art thou happy.
There arose a great wind out of the east.
You get it ready; I'll take it from there.
No, there isn't.
Note: There is much used in composition, and often has the sense of a pronoun. See thereabout, thereafter, therefrom, etc.
These firms do not want the truth to get out and are financing these flights in the hope of dazzling the public. Yet the record of the gas engine is there for all to see.
There! That knot should hold.
There is no rose without a thorn.
- There is no rose without thorns.
Every rose has its thorn.
- There is no rose without a thorn.
... rights disaster. It's no secret that there are high-tech companies who have been happy ...
... That's like one example, but there's many things like that. ...