I am very tired from teaching.
- Öğretmekten çok yoruldum.
Her job is to teach English.
- Onun işi İngilizce öğretmektir.
He taught himself French.
- Kendisine Fransızca öğretti.
He taught me how to swim.
- O, bana yüzmeyi öğretti.
Are you a teacher? Yes, I am.
- Siz bir öğretmen misiniz? Evet, ben bir öğretmenim.
I will teach you to play chess.
- Sana satranç oynamayı öğreteceğim.
This book is both interesting and instructive.
- Bu kitap hem ilginç hem de öğretici.
Not all of the books are instructive.
- Kitapların hepsi öğretici değil.
He earns his living by teaching English.
- Hayatını İngilizce öğreterek kazanıyor.
I am very tired from teaching.
- Öğretmekten çok yoruldum.
I use animals to instruct people.
- İnsanlara öğretmek için hayvanları kullanırım.
Tom isn't qualified to teach high school.
- Tom lisede öğretmek için nitelikli değil.
He wanted to teach English at school.
- Okulda İngilizce öğretmek istedi.
Didn't they teach you common sense as well as typing at the school where you studied?
- Eğitim yaptığın okulda yazı yazmanın yanı sıra sağduyuyu öğretmediler mi?
This is the school where she is teaching.
- Burası, onun öğretmenlik yaptığı okul.
This book is designed to teach children how to read.
- Bu kitap çocuklara nasıl okuyacağını öğretmek için tasarlandı.
Did Mr Davis come to Japan to teach English?
- Bay Davis Japonya'ya İngilizce öğretmek için mi geldi?
Teaching English is his profession.
- İngilizce öğretmek onun mesleğidir.