Than Sir Launcelot armed hym and toke his horse, and so he was taughte to the abbey.
She used to teach at university.
He taught himself French.
- Kendisine Fransızca öğretti.
My mother taught me how to make osechi.
- Annem bana nasıl osechi yapılacağını öğretti.
Yumi will become a teacher.
- Yumi öğretmen olacak.
I know that you're a teacher.
- Sizin bir öğretmen olduğunuzu biliyorum.
The story is at once interesting and instructive.
- Hikaye hem ilginç hem de öğretici.
I've been a ski instructor for three years.
- Üç yıldır bir kayak öğretmeniyim.
All our teachers were young and loved teaching.
- Tüm öğretmenler gençtiler ve öğretmeyi sevdiler.
I am very tired from teaching.
- Öğretmekten çok yoruldum.
Tom always stays at school as late as the teachers allow him to.
- Tom her zaman öğretmenler kendisine izin verdiği sürece geç saatlere kadar okulda kalır.
This is the school where she is teaching.
- Burası, onun öğretmenlik yaptığı okul.