Multiple injuries have been reported.
- Çoklu yaralanmalar bildirildi.
Tom suffers from multiple sclerosis.
- Tom çoklu doku sertleşmesinden muzdarip.
I've tried to stop multitasking.
- Çoklu görevi durdurmaya çalıştım.
I'm pretty good at multitasking.
- Çoklu görevde oldukça iyiyim.
If you eat too much you will become fat.
- Çok fazla yersen şişmanlarsın.
I like coffee much more than tea.
- Kahveyi çaydan daha çok seviyorum.
You know many interesting places, don't you?
- Çok enteresan yerler biliyorsun, değil mi?
He has many enemies in the political world.
- Politik dünyada pek çok düşmanı var.
Tokyo is a very big city.
- Tokyo çok büyük bir şehirdir.
I haven't a very good dictionary.
- Benim çok iyi bir sözlüğüm yok.
Tom has a very fair complexion and burns easily in the sun.
- Tom'un çok açık bir teni var ve güneşte kolayca yanar.
The teacher was very fair when she marked our exams.
- Öğretmen, sınavlarımızda not verirken çok adildi.
If you eat too much you will become fat.
- Çok fazla yersen şişmanlarsın.
It's good now; neither too heavy nor too light.
- O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.
I hear he is good at mahjong.
- Onun Mahjong'da çok iyi olduğunu duydum.
She's a very good teacher.
- O çok iyi bir öğretmendir.
Writers such as novelists and poets don't seem to benefit much from the advance of science.
- Romancılar ve şairler gibi yazarlar bilimin avantajından çok fazla yararlanıyor gibi görünmüyorlar.
You're very lucky you know! A such thing happen only once in a lifetime.
- Bilirsin çok şanslısın! Böyle bir şey bir ömür boyu sadece bir kez olur.
Tokyo is a very big city.
- Tokyo çok büyük bir şehirdir.
Those shadows appeared in a way like giant dinosaurs, with a long neck and a very big jaw without teeth.
- Bir bakıma uzun boyunlu ve dişsiz çok büyük çenesi olan dev dinozorlar gibi şu görüntüler ortaya çıktı.
I'm feeling a lot better.
- Çok daha iyi hissediyorum.
He caused his parents a lot of anxiety.
- Ailesini çok endişelendirdi.
Very large windows assure abundant natural daylight.
- Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.
Oil is abundant in that country.
- Şu ülkede petrol çoktur.
As a new father, I gave my first child plenty of books.
- Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.
Tom had plenty of chances to apologize, but he didn't.
- Tom'un özür dilemek için çok fırsatı vardı, ama bunu yapmadı.
You're not very tidy.
- Sen çok düzenli değilsin.
Tom is very tidy, isn't he?
- Tom çok düzenli, değil mi?
I'm not sure, but perhaps Tom is already dead.
- Emin değilim ama belki de Tom çoktan öldü.
God is dead. And I don't feel so good either.
- Tanrı öldü ve ben de çok iyi hissetmiyorum.
Countless stars were twinkling in the sky.
- Gökyüzünde çok sayıda yıldız parlıyordu.
He spent countless hours preparing for the test.
- Teste hazırlanmak için çok saatler harcadı.
I was very exuberant.
- Ben çok hayat doluydum.
Tom lives a very lavish lifestyle.
- Tom çok savurgan bir yaşam tarzı sürdürüyor.
We had lots of fun at the picnic.
- Biz piknikte çok eğlendik.
The game excited lots of people.
- Oyun çok sayıda insanı heyecanlandırdı.
I had no idea that Tom knew so much about zebras.
- Tom'un zebralarla ilgili çok şey bildiğine dair bir fikrim yoktu.
You must not depend so much on others.
- Diğerlerine çok fazla bağımlı olmamalısın.
The king had numerous illegitimate children with her.
- Kralın ondan çok sayıda gayrımeşru çocuğu vardı.
There are numerous reasons to be hopeful.
- Umutlu olmak için çok sayıda sebep var.
He caused his parents a lot of anxiety.
- Ailesini çok endişelendirdi.
What a lot of books he has!
- Onun ne de çok kitabı var!
He said he was already more than fifty years old, fifty five, to be precise.
- O çoktan elli yaşından daha fazla olduğunu, tam olarak elli beş olduğunu söyledi.
Layla was a very deadly woman.
- Leyla çok ölümcül bir kadındı.
The bag was too heavy for me to carry by myself.
- Çanta benim tek başıma taşıyamayacağım kadar çok ağırdı.
The traffic was very heavy. The cars were lined up bumper to bumper.
- Trafik çok yoğundu. Arabalar tampon tampona dizilmişti.
A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low.
- Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.
That looks like an awful lot for two people.
- Bu, iki kişi için oldukça çok şey gibi görünüyor.
There are very few shops and the cinema is awful.
- Burada çok az mağaza var ve sinema da korkunç.
We are badly in need of food.
- Bizim çok fazla yiyeceğe ihtiyacımız var.
I am very much surprised to hear that he got badly injured in a motorcar accident.
- Ben onun bir otomobil kazasında kötü yaralandığını duyunca çok şaşırdım.
The fountain is lit with multi-colored lights.
- Çeşme çok renkli ışıklarla aydınlatılıyor.
New York is a multi-racial city.
- New York çok ırklı bir şehirdir.
Football is the most known sport in the world.
- Futbol, dünyada en çok bilinen spordur.
Mumbai is the most populous city in India and the second most populous city in the world.
- Bombay, Hindistan'ın en çok nüfusa sahip şehridir ve dünyadaki ikinci en çok nüfusa sahip şehirdir.
Praise stimulates students to work hard.
- Övgü öğrencileri çok çalışmaya teşvik eder.
Understanding you is really very hard.
- Seni anlamak gerçekten çok zor.
The damage is too extensive.
- Zarar çok geniş çaplıdır.
He looks a good deal better today.
- O, bugün çok daha iyi görünüyor.
He feels a good deal better than yesterday.
- Düne göre çok daha iyi hissediyor.
Tom ate too many jelly donuts.
- Tom çok sayıda jöleli börek yedi.
I like grape jelly best.
- En çok üzüm jölesinden hoşlanırım.
If you eat too much of this food, you may get a sore throat.
- Bu yiyeceği çok fazla yersen boğazın ağlayabilir.
I have a sore throat because of too much smoking.
- Çok fazla sigara içtiğim için boğazım ağrıyor.
This novel is by far more interesting than that one.
- Bu roman ondan çok daha fazla ilginç.
The pain you go through because of love is by far sweeter than any other pleasure.
- Aşktan dolayı katlandığın acı herhangi bir zevkten çok daha tatlıdır.
Tom has collected a great many butterflies.
- Tom pek çok kelebek topladı.
There are a great many forest fires in America.
- Amerika'da pek çok orman yangını var.
A great number of students battled for freedom of speech.
- Çok sayıda öğrenci konuşma özgürlüğü için savaştı.
As a result of the war, a great number of victims remained.
- Savaşın bir sonucu olarak, çok sayıda mağdur kaldı.
There are a myriad of meats at the deli on the corner of Fifth and Harvey Street.
- Beşinci Cadde ve Harvey Caddesinin köşesindeki şarküteride çok et vardır.
Tom loved his mother dearly.
- Tom annesini çok sevdi.
This medicine tastes horrible.
- Bu ilaç çok kötü tadıyor.
You must feel horrible.
- Kendini çok berbat hissediyor olmalısın.
You speak tremendously fast.
- Çok hızlı konuşuyorsun.
It hurts tremendously here.
- Burası çok fazla ağrıyor.
Although the pressure of studying at the University of Cambridge is very high, many students still have time to go out and have fun.
- Cambridge Üniversitesi'nde öğrenim zorluğu çok yüksek olmasına rağmen, çok sayıda öğrencinin hâlâ dışarı çıkmak ve eğlenmek için zamanı var.
The kangaroo jumps very high.
- Kangurular çok yüksek sıçrarlar.
We rejected Tom's suggestion as too extreme.
- Biz Tom'un önerisini çok aşırı olarak reddettik.
His ideas are too extreme for me.
- Onun fikirleri benim için çok aşırı.
Tom has multiple talents.
- Tom'un birden çok yeteneği vardır.
Tom gave Mary some advice on how to pass multiple-choice tests.
- Tom Mary'ye çoktan seçmeli testleri nasıl geçeği konusunda biraz tavsiye verdi.
He works hard all the year round.
- Bütün yıl çok sıkı çalışır.
Mary adores her baby's cute, round face.
- Mary bebeğinin sevimli, yuvarlak yüzünü çok seviyor.
It began to rain in earnest.
- Çok yağmur yağmaya başladı.
It won't be long before he returns home.
- O çok geçmeden eve döner.
He began by saying that he would not speak very long.
- O, çok uzun konuşmayacağını söyleyerek başladı.
Recently, the increasing diversity of computer use has extended far beyond the realms of the office.
- Son zamanlarda, bilgisayar kullanımında artan çeşitlilik, ofis alanlarının çok ötesine uzandı.
He went so far as to call me a liar.
- O, bana bir yalan söyleyecek kadar çok ileri gitti.
You seem to be extremely lazy.
- Çok tembel görünüyorsun.
Tom and his brothers are extremely close.
- Tom ve erkek kardeşleri çok yakındır.
Several slight shocks followed the earthquake.
- Depremi çok sayıda hafif şoklar izledi.
The multinational corporation lowered the price of several products.
- Çok uluslu ticaret şirketleri çok sayıda ürünün fiyatını düşürdü.
A good night's sleep will do you a world of good.
- İyi bir gece uykusu sana çok iyi gelecek.
I have much studied both cats and philosophers. The wisdom of cats is infinitely superior.
- Hem kedileri hem de filozofları çok inceledim. Kedilerin bilgeliği son derece üstündür.
Life would be infinitely happier if we could only be born at the age of eighty and gradually approach eighteen.
- Sadece seksen yaşında doğabilseydik ve yavaş yavaş on sekiz yaşına varabilseydik, yaşamımız çok daha mutlu olurdu.
The uprising was brutally suppressed.
- İsyan çok sert bir biçimde bastırıldı.
Tom has as much right to be here as Mary does.
- Tom'un Mary'nin olduğu kadar çok burada olma hakkı var.
Tom doesn't feel much like talking right now.
- Tom'un şu anda konuşmayı canı çok istemiyor.
We eat more processed food than natural food.
- Doğal gıdalardan çok işlenmiş gıdalar yiyoruz.
I like coffee much more than tea.
- Kahveyi çaydan daha çok seviyorum.
Tom is an enormously gifted musician.
- Tom çok yetenekli bir müzisyen.
I've always admired you enormously.
- Sana her zaman çok hayran oldum.
Tom seemed awfully tired.
- Tom çok yorgun görünüyordu.
Tom seems awfully tired.
- Tom çok yorgun görünüyor.
Your intelligence is as vast as the distance between Bombay and Mumbai.
- Senin zekan Bombay ve Mumbai arasındaki mesafe kadar çoktur.
There is a vast difference between being able to make oneself understood in English and mastering the English language perfectly.
- Kendini İngilizce olarak ifade edebilmek ve İngiliz dilini mükemmel şekilde öğrenmek arasında çok büyük bir fark var.
Tom has a lot of will power.
- Tom'un çok fazla irade gücü vardır.
The man used much money to gain power.
- Adam güç kazanmak için çok para kullandı.
She smokes excessively.
- O çok fazla sigara içiyor.
You shouldn't eat to excess.
- Çok fazla yememelisin.
I didn't realize you felt so strongly about this.
- Bunun hakkında çok güçlü hissettiğini fark etmedim.
Tom feels very strongly about this.
- Tom bu konuda çok güçlü hissediyor.
This is why Tatoeba is multilingual. But not that kind of multilingual. Not the kind where languages are simply being paired up together, and where some pairs are left behind.
- Tatoeba'nın çok dilli olmasının nedeni budur. Fakat o tür çok dilli değil. Dillerin sadece birlikte eşleştirildiği ve bazı çiftlerin geride bırakıldığı tür değil.
Tatoeba is really multilingual. All the languages are interconnected.
- Tatoeba gerçekten çok dilli. Bütün diller birbirine bağlıdır.
I'd love to help you out, but I'm terribly busy.
- Sana yardım etmek isterim ama çok fazla meşgulüm.
Tom didn't seem terribly interested in learning French.
- Tom Fransızca öğrenmekle çok fazla ilgileniyor gibi gözükmüyor.
The man returned from his vacation full of beans.
- Adam tatilinden çok enerjik döndü.
You are really full of curiosity, aren't you?
- Gerçekten çok meraklısın, değil mi?
I am poor, whereas my brothers are very rich.
- Ben fakirim, oysa erkek kardeşlerim çok zengin.
Tom said jokingly that he was not very rich.
- Tom şakayla çok zengin olmadığını söyledi.
Our personnel are very highly educated.
- Personelimiz oldukça çok eğitimlidir.
I think highly of him.
- Onu oldukça çok düşünüyorum.
The cost of building the new hospital was considerably higher than first estimated.
- Yeni hastane binasının maliyeti İlk tahmin edilenden çok daha yüksektir.
Love is above money. The latter can't give as much happiness as the former.
- Sevgi paranın üstündedir. Sonraki önceki kadar çok mutluluk veremez.
This book is far above me.
- Bu kitap benim çok üzerimde.
I plan to invite a lot of guests to the opening ceremony.
- Açılış törenine çok misafir davet etmeyi planlıyorum.
I can't go out because I have a lot of homework.
- Dışarıya çıkamam çünkü çok ödevim var.
She always dresses very simply.
- O her zaman çok sade şekilde giyinir.
It's simply too hot to do anything today.
- Bugün sadece bir şey yapamayacak kadar çok sıcak.
The Mormons have outlawed polygamy, but some adherents still practice it.
- Mormonlar çok eşliliği yasa dışı ilan ettiler fakat bazı taraftarları onu hâlâ uyguluyor.
Polyglots are much sexier.
- Çok dil bilenler çok daha seksidirler.
The austerity measures that many city governments have implemented are hugely unpopular.
- Pek çok kent yöneticilerinin uyguladığı kemer sıkma politikası son derece sevimsizdir.
He worked hard to support a large family.
- O, büyük bir aileyi geçindirmek için çok çalıştı.
He has a large number of books on his bookshelf.
- Onun kitaplığında çok sayıda kitabı var.
He will be only too glad to help you.
- Sadece ,sana yardım etmekten çok hoşnut olacak.
I'd be only too pleased to help you!
- Size yardım etmekten çok memnun olacağım!
Switzerland is a very beautiful country and well worth visiting.
- İsviçre, çok güzel bir ülkedir ve ziyaret edilmeye değerdir.
My mom doesn't speak English very well.
- Annem İngilizce'yi çok iyi konuşamaz.
He made a great deal of money selling milk.
- O süt satarak çok para yaptı.
He earns a great deal.
- O, oldukça çok kazanır.
Fuck, I cannot sleep because those damned owls are hooting so loudly.
- Lanet, uyuyamıyorum çünkü o lanet baykuşlar çok yüksek sesle ötüyorlar.
Oh, hello. It's quite hot today really!
- Oh merhaba. Bugün hava gerçekten çok sıcak!
Tom had plenty of chances to apologize, but he didn't.
- Tom'un özür dilemek için çok fırsatı vardı, ama bunu yapmadı.
As a new father, I gave my first child plenty of books.
- Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.
I was greatly impressed by the speech.
- Onun konuşmasından çok fazla etkilendim.
The noise of city life annoys me greatly.
- Şehir yaşamının gürültüsü beni çok sinirlendiriyor.
Tom was deeply disturbed by this news.
- Tom bu haberden çok rahatsız oldu.
I feel for you deeply.
- Senin için çok üzülüyorum.
All socks are very precious.
- Tüm çoraplar çok değerlidir.
These books are very precious to us.
- Bu kitaplar bizim için çok değerli.
Before Tom met Mary, he drank heavily.
- Tom Mary ile tanışmadan önce, çok içerdi.
It rained heavily yesterday.
- Dün çok yağmur yağdı.
The audience was largely made up of very young children.
- Seyirci çoğunlukla çok küçük çocuklardan oluşuyordu.
Due to overfishing, some fish stocks are now at perilously low levels.
- Çok fazla balık avı dolayısıyla, bazı balık stokları şimdi tehlikeli derecede düşük seviyelerde.
Don't mourn over the loss of your loved one too long.
- Sevdiğin birinin kaybına çok uzun süre ağlama.
I am very much relieved to know that.
- Onu bildiğim için çok rahatladım.
Thank you very much for your present.
- Hediyen için çok teşekkürler.
You're a beast! You haven't even missed one question!
- Sen sorularda çok iyisin! Birtek soruda başarısız olmadın!
These beasts are very friendly.
- Bu canavarlar çok cana yakın.
Tom was sweating profusely after a half an hour on the treadmill.
- Tom, koşu bandındaki yarım saatten sonra çok terliyordu.
She looked terrible at that time.
- O zaman çok kötü görünüyordu.
You're so good at writing. I'm terrible.
- Yazma konusunda çok iyisin. Ben kötüyüm.
New York'un caddeleri çok geniş.
- New York'un caddeleri çok geniştir.
New York'un caddeleri çok geniştir.
- New York'un caddeleri çok geniş.