We didn't talk very much.
- Biz pek çok konuşmadık.
Tom is quite versatile, isn't he?
- Tom oldukça çok yönlü, değil mi?
The programming language Java is highly versatile.
- Programlama dili Java son derece çok yönlüdür.
I like coffee much more than tea.
- Kahveyi çaydan daha çok seviyorum.
I was much frightened at the sight.
- Ben görünce çok korktum.
It's crucial for my girlfriend to be a hugger.
- Kız arkadaşımın kucaklamayı seven biri olması çok önemli.
Tom made a crucial mistake.
- Tom çok önemli bir hata yaptı.
Football is the most known sport in the world.
- Futbol, dünyada en çok bilinen spordur.
Where was I when I needed myself most?
- Kendime en çok ihtiyacım olduğunda neredeydim?
I have too much homework today.
- Bugün, çok fazla ödevim var.
If you eat too much you will become fat.
- Çok fazla yersen şişmanlarsın.
Tom was able to live a more or less normal life after the operation.
- Tom operasyondan sonra az çok normal bir hayat yaşayabildi.
I understand it more or less.
- Bunu az çok anlıyorum.
Your help is vital to the success of our plan.
- Senin yardımın planımızın başarısı için çok önemlidir.
It's absolutely vital that we get to Tom Jackson's office by 2:30.
- 2.30'a kadar Tom Jackson'ın ofisine gitmemiz kesinlikle çok önemlidir.
There were too many people at the concert.
- Konserde çok fazla kişi vardı.
You know many interesting places, don't you?
- Çok enteresan yerler biliyorsun, değil mi?
That tie suits you very well.
- Bu kravat sana çok iyi uyuyor.
Tokyo is a very big city.
- Tokyo çok büyük bir şehirdir.
I think that was very funny.
- Sanırım o çok komikti.
That comedian is very funny.
- O komedyen çok komik.
I can read Chinese fairly well, but I can't write it very well.
- Ben Çince'yi oldukça iyi okuyabilirim ama çok iyi yazamam.
That's not very fair, is it?
- Bu çok adil değil, değil mi?
I have too much homework today.
- Bugün, çok fazla ödevim var.
It's good now; neither too heavy nor too light.
- O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.
I hear he is good at mahjong.
- Onun Mahjong'da çok iyi olduğunu duydum.
I haven't a very good dictionary.
- Benim çok iyi bir sözlüğüm yok.
What Tom said was outrageous.
- Tom'un söylediği çok çirkindi.
Seaside resorts, such as Newport, are very crowded in summer.
- Newport gibi, deniz kenarındaki tatil köyleri yaz aylarında çok kalabalıktır.
Thank you very much for sending me such a nice present.
- Bana böyle hoş bir hediye gönderdiğin için çok teşekkür ederim.
It's very big of you to admit you're wrong.
- Hatalı olduğunuzu kabul ettiğiniz için çok büyüksünüz.
Those shadows appeared in a way like giant dinosaurs, with a long neck and a very big jaw without teeth.
- Bir bakıma uzun boyunlu ve dişsiz çok büyük çenesi olan dev dinozorlar gibi şu görüntüler ortaya çıktı.
It's freezing in here.
- Burada hava çok soğuk.
It's freezing out here.
- Burada dışarısı çok soğuk.
I'm feeling a lot better.
- Çok daha iyi hissediyorum.
What a lot of books he has!
- Onun ne de çok kitabı var!
Very large windows assure abundant natural daylight.
- Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.
Oil is abundant in that country.
- Şu ülkede petrol çoktur.
Tom should have plenty of time.
- Tom'un çok zamanı olmalı.
As a new father, I gave my first child plenty of books.
- Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.
You're not very tidy.
- Sen çok düzenli değilsin.
Tom's apartment is very tidy.
- Tom'un dairesi çok düzenli.
This substance is mostly composed of hydrogen and oxygen.
- Bu madde, daha çok hidrojen ve oksijenden oluşur.
This book is chiefly concerned with the effects of secondhand smoking.
- Bu kitap en çok pasif içiciliğin etkileriyle ilgilenmektedir.
It would mean a great deal to me.
- Bu benim için oldukça çok şey ifade ederdi.
Tom travels a great deal.
- Tom oldukça çok seyahat eder.
I'm not sure, but perhaps Tom is already dead.
- Emin değilim ama belki de Tom çoktan öldü.
Tom didn't know that Mary was already dead.
- Tom Mary'nin çoktan öldüğünü bilmiyordu.
I've been to Boston countless times.
- Pek çok kez Boston'a gittim.
Countless lives have been lost.
- Pek çok hayat kayboldu.
I was very exuberant.
- Ben çok hayat doluydum.
Tom lives a very lavish lifestyle.
- Tom çok savurgan bir yaşam tarzı sürdürüyor.
In Venice, there are always lots of tourists.
- Venedik'te her zaman çok turist vardır.
Listening to music is lots of fun.
- Müzik dinlemek çok eğlenceli.
You must not depend so much on others.
- Diğerlerine çok fazla bağımlı olmamalısın.
Don't worry about money so much.
- Para için o kadar çok kaygılanma.
The king had numerous illegitimate children with her.
- Kralın ondan çok sayıda gayrımeşru çocuğu vardı.
There are numerous universities in Kyoto.
- Kyoto'da çok sayıda üniversite var.
She likes her school a lot.
- O okulunu çok seviyor.
I'm feeling a lot better.
- Çok daha iyi hissediyorum.
He said he was already more than fifty years old, fifty five, to be precise.
- O çoktan elli yaşından daha fazla olduğunu, tam olarak elli beş olduğunu söyledi.
I'm slightly worried about Tom.
- Tom hakkında çok az endişeliyim.
You may be right, but we have a slightly different opinion.
- Haklı olabilirsin, ama bizim çok az farklı bir görüşümüz var.
He came to repent before long.
- O, çok geçmeden tövbe etti.
I hope the bus will come before long.
- Umarım otobüs çok geçmeden gelir.
Tom has a very bad reputation around town.
- Tom şehrin civarında çok kötü bir üne sahiptir.
Telling lies is a very bad habit.
- Yalan söylemek çok kötü bir alışkanlıktır.
I think something terrible has happened to Tom.
- Sanırım Tom'a çok kötü bir şey oldu.
I am in a terrible dilemma.
- Çok kötü bir ikilemdeyim.
Tom is a well-rounded individual.
- Tom çok yönlü bir birey.
Tom is a well-rounded person.
- Tom çok yönlü bir kişi.
Why are you so skinny?
- Neden bu kadar çok zayıfsın?
I love you more than him.
- Seni ondan daha çok seviyorum.
Humility often gains more than pride.
- Alçak gönüllülük çoğunlukla kibirden daha çok yükseltir.
Layla was a very deadly woman.
- Leyla çok ölümcül bir kadındı.
It's good now; neither too heavy nor too light.
- O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.
This desk was too heavy for Patty to lift.
- Bu masa Patty'nin kaldırması için çok ağırdı.
A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low.
- Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.
Tom does seem awfully tired.
- Tom çok yorgun görünüyor.
I'm awfully sorry that I was late.
- Ben geç kaldığım için çok üzgünüm.
We are badly in need of food.
- Bizim çok fazla yiyeceğe ihtiyacımız var.
It would be unfair if we treated him so badly.
- Biz ona çok kötü davranırsak, haksızlık olur.
Tom claimed that his father had raped him on multiple occasions.
- Tom babasının birden çok kez ona tecavüz ettiğini iddia etti.
Tom was shot multiple times.
- Tom birden çok kez vuruldu.
I prefer learning multiple languages at the same time.
- Aynı anda birden çok dil öğrenmeyi tercih ediyorum.
Tom claimed that his father had raped him on multiple occasions.
- Tom babasının birden çok kez ona tecavüz ettiğini iddia etti.
His new job further separates him from his family.
- Onun yeni işi onu ailesinden daha çok ayırıyor.
Apply to the office for further details.
- Daha çok bilgi için ofise başvurun.
I don't like pizza any more than I like spaghetti.
- Ben pizzayı spagettiyi sevdiğimden daha çok sevmiyorum.
I don't think any more students want to come.
- Daha çok öğrencinin gelmek istediğini sanmıyorum.
I got together with her mainly because we seemed to share the same feelings about things.
- Daha çok şeyler hakkında aynı hisleri paylaşıyor gibi göründüğümüzden onunla anlaşmaya vardım.
During the presentation the speaker talked mainly about gender inequality.
- Sunumda konuşmacı daha çok cinsiyet eşitsizliğinden bahsetti.
I like coffee better than tea.
- Kahveyi çaydan daha çok seviyorum.
I like coffee better.
- Ben kahveyi daha çok severim.
Tom is more of a singer than a guitarist.
- Tom bir gitaristten daha çok birşarkıcıdır.
Tom doesn't have a whole lot of time.
- Tom'un pek çok zamanı yoktu.
I have a whole lot of ideas.
- Benim pek çok fikirlerim var.
I know that plenty of guys want to go out with you.
- Pek çok çocuğun seninle dışarı çıkmak istediğini biliyorum.
There's plenty of stuff left.
- Kalan pek çok şey var.
We consulted plenty of people.
- Pek çok insana danıştık.
I know that plenty of guys want to go out with you.
- Pek çok çocuğun seninle dışarı çıkmak istediğini biliyorum.
Most schools are closed today.
- Bugün pek çok okul kapalı.
Most snakes on this island are harmless.
- Bu adadaki pek çok yılan zararsızdır.
I have a great deal of work to do.
- Yapacak pek çok işim var.
Countless lives have been lost.
- Pek çok hayat kayboldu.
I've been to Boston countless times.
- Pek çok kez Boston'a gittim.
Lots of children in industrialised countries are too fat because they eat too much candy.
- Endüstrileşmiş ülkelerdeki pek çok çocuk çok fazla şeker yemesi nedeniyle çok şişman.
New York is a multi-racial city.
- New York çok ırklı bir şehirdir.
The multi-talented kid speaks 5 languages and plays 6 musical instruments.
- Çok yetenekli çocuk 5 dil konuşuyor ve 6 müzik aleti çalıyor.
Football is the most known sport in the world.
- Futbol, dünyada en çok bilinen spordur.
There were many guests - most of them were our teacher's classmates and friends.
- Çok sayıda misafir vardı-onlardan çoğu bizim öğretmenin sınıf arkadaşları ve arkadaşlarıydı.
It's too hard for me.
- Bu benim için çok zordu.
She is a student who studies very hard.
- O çok çalışan bir öğrencidir.
The damage is too extensive.
- Zarar çok geniş çaplıdır.
It snowed a good deal last night.
- Dün gece çok kar yağdı.
He feels a good deal better than yesterday.
- Düne göre çok daha iyi hissediyor.
Tom ate too many jelly donuts.
- Tom çok sayıda jöleli börek yedi.
I like grape jelly best.
- En çok üzüm jölesinden hoşlanırım.
I have a sore throat because of too much smoking.
- Çok fazla sigara içtiğim için boğazım ağrıyor.
If you eat too much of this food, you may get a sore throat.
- Bu yiyeceği çok fazla yersen boğazın ağlayabilir.
This novel is by far more interesting than that one.
- Bu roman ondan çok daha ilginç.
This novel is by far more interesting than that one.
- Bu roman ondan çok daha fazla ilginç.
There are a great many forest fires in America.
- Amerika'da pek çok orman yangını var.
There were a great many boys and girls in the park.
- Parkta çok sayıda erkek ve kız vardı.
There are a great number of schools in this city.
- Bu şehirde çok sayıda okul vardır.
As a result of the war, a great number of victims remained.
- Savaşın bir sonucu olarak, çok sayıda mağdur kaldı.
There are a myriad of meats at the deli on the corner of Fifth and Harvey Street.
- Beşinci Cadde ve Harvey Caddesinin köşesindeki şarküteride çok et vardır.
Tom loved his mother dearly.
- Tom annesini çok sevdi.
This medicine tastes horrible.
- Bu ilacın tadı çok kötü.
You must feel horrible.
- Kendini çok berbat hissediyor olmalısın.
You speak tremendously fast.
- Çok hızlı konuşuyorsun.
It hurts tremendously here.
- Burası çok fazla acıyor.
The price of this car is very high.
- Bu arabanın fiyatı çok yüksek.
The price of this camera is very high.
- Bu kameranın fiyatı çok yüksektir.
His ideas are too extreme for me.
- Onun fikirleri benim için çok aşırı.
We rejected Tom's suggestion as too extreme.
- Biz Tom'un önerisini çok aşırı olarak reddettik.
Tom claimed that his father had raped him on multiple occasions.
- Tom babasının birden çok kez ona tecavüz ettiğini iddia etti.
Tom has multiple talents.
- Tom'un birden çok yeteneği vardır.
Mary adores her baby's cute, round face.
- Mary bebeğinin sevimli, yuvarlak yüzünü çok seviyor.
It is very cold here all the year round.
- Bütün yıl boyunca burada hava çok soğuk.
It began to rain in earnest.
- Çok yağmur yağmaya başladı.
This survey is too long to finish quickly.
- Bu araştırma hızlı bir şekilde bitiremeyecek kadar çok uzun.
It won't be long before he returns home.
- O çok geçmeden eve döner.
He went so far as to call me a liar.
- O, bana bir yalan söyleyecek kadar çok ileri gitti.
Jane's farewell speech made us very sad.
- Jane'in veda konuşması bizi çok üzdü.
Tom and his brothers are extremely close.
- Tom ve erkek kardeşleri çok yakındır.
You seem to be extremely lazy.
- Çok tembel görünüyorsun.
Several slight shocks followed the earthquake.
- Depremi çok sayıda hafif şoklar izledi.
There were several stars to be seen in the sky.
- Gökyüzünde görülen çok sayıda yıldızlar vardı.
A good night's sleep will do you a world of good.
- İyi bir gece uykusu sana çok iyi gelecek.
Life would be infinitely happier if we could only be born at the age of eighty and gradually approach eighteen.
- Sadece seksen yaşında doğabilseydik ve yavaş yavaş on sekiz yaşına varabilseydik, yaşamımız çok daha mutlu olurdu.
I have much studied both cats and philosophers. The wisdom of cats is infinitely superior.
- Hem kedileri hem de filozofları çok inceledim. Kedilerin bilgeliği son derece üstündür.
The uprising was brutally suppressed.
- İsyan çok sert bir biçimde bastırıldı.
Tom has as much right to be here as Mary does.
- Tom'un Mary'nin olduğu kadar çok burada olma hakkı var.
Tom appears to be too tired to tackle that problem right now.
- Tom, şimdi o sorunu çözemeyecek kadar çok yorgun görünüyor.
It is too late to repent.
- Tövbe etmek için çok geç.
The order came too late.
- Sipariş çok geç geldi.
New York'un caddeleri çok geniş.
- New York'un caddeleri çok geniştir.
New York'un caddeleri çok geniştir.
- New York'un caddeleri çok geniş.