Alman futbol takımı ikna edici bir şekilde Brezilya'yı yendi.
- The German soccer team beat Brazil convincingly.
Bu ikna edici bir açıklama.
- That's a convincing explanation.
O oldukça inandırıcı.
- It's pretty convincing.
O çok inandırıcı değildi, değil mi?
- That wasn't very convincing, was it?
John'u ikna etmek zordur.
- It is hard to convince John.
Onu ikna etmek kolay olmadı.
- It was not easy to convince him.
O, Tom'la evlenmemesi için kızını ikna etti.
- He convinced his daughter to not marry Tom.
Kanıt bizi onun masumluğuna ikna etti.
- The evidence convinced us of his innocence.
Tom'u gelmeye ikna etme sorunum vardı.
- I had trouble convincing Tom to come.
Tom'u doğru şeyi yapması için ikna etmek zordu.
- Convincing Tom to do the right thing was hard.
O çok inandırıcı değildi, değil mi?
- That wasn't very convincing, was it?
Çok inandırıcı görünmüyor.
- It doesn't look too convincing.
Tom'u gitmemeye ikna etme sorunum vardı.
- I had trouble convincing Tom not to leave.
Tom'u yardım etmeye ikna etme sorunum vardı.
- I had trouble convincing Tom to help.
... not pretending, convincing himself that he's a Zionist. ...