Select Keyboard:
Türkçe ▾
  1. Türkçe
  2. English
  3. العربية
  4. Dansk
  5. Deutsch
  6. Ελληνικά
  7. Español
  8. فارسی
  9. Français
  10. Italiano
  11. Kurdî
  12. Nederlands
  13. Polski
  14. Português Brasileiro
  15. Português
  16. Русский
  17. Suomi
  18. Svenska
  19. 中文注音符号
  20. 中文仓颉输入法
X
"1234567890*-Bksp
Tabqwertyuıopğü,
CapsasdfghjklşiEnter
Shift<zxcvbnmöç.Shift
AltGr

bitişikteki

listen to the pronunciation of bitişikteki
Türkçe - İngilizce
adjacent to
next to, bordering, neighboring
bitişik
contiguous

I just acquired some land that's contiguous to your farm. - Çiftliğinize bitişik bir arazi aldım.

Almost all implementations of virtual memory divide the virtual address space of an application program into pages; a page is a block of contiguous virtual memory addresses. - Hemen hemen tüm sanal bellek uygulamaları bir uygulama programının sanal adres alanını sayfalara böler; bir sayfa bitişik sanal bellek adreslerinden oluşan bir bloktur.

bitişik
adjacent

The stadium is adjacent to the school. - Stadyum okula bitişiktir.

The post office is adjacent to the library. - Postane kütüphaneye bitişiktir.

bitişik
neighbour

The next-door neighbour's guest is a guest who eats lots of persimmons. - Bitişik komşunun misafiri çok hurma yiyen bir misafirdir.

bitişik
attached
bitişik
contiguous, adjacent, joining, touching, next to; next-door; next-door house, neighbour
bitişik
adjacent, adjoining, neighboring, next; contiguous
bitişik
neighboring
bitişik
next

Tom thought he heard some voices in the next room. - Tom bitişik odadan bazı sesler duyduğunu söyledi.

Tom heard some music coming from the next room. - Tom bitişik odadan gelen bir müzik duydu.

bitişik
neighbor

He is our next door neighbor. - O bizim bitişik komşumuz.

We're next-door neighbors. - Biz bitişikteki komşuyuz.

bitişik
{s} close
bitişik
next to

It's next to that building. - O, o binaya bitişiktir.

Tom took a seat next to Mary. - Tom Mary'ye bitişik bir koltuk aldı.

bitişik
near
bitişik
conjoint
bitişik
adjacent to
bitişik
(Dilbilim) contagious
bitişik
flank
bitişik
next-door
bitişik
adjoining

Tom looked into the adjoining bedroom. - Tom, bitişik yatak odasına baktı.

Sitting at the adjoining table was a German-speaking couple. - Bitişik masada oturan, Almanca konuşan bir çiftti.

bitişik
conterminous
bitişik
next door

Tom doesn't get along with the man who lives next door. - Tom bitişikte yaşayan adamla geçinemiyor.

He lives next door to us. - O, bize bitişik yaşıyor.

bitişik
abutting
bitişik
neighbour [Brit.]
bitişik
next-door neighbor; the house next door: O kız bitişikte oturuyor. That girl lives next door
bitişik
connected
bitişik
adjacent , contiguous
bitişik
juxtaposed to
bitişik
connate
bitişik
conjunct
bitişik
adjoined
bitişik
neighbouring [Brit.]
bitişik
(things) which are attached to each other, which have grown together: bitişik ikizler Siamese twins
bitişik
anent
bitişik
nextdoor
bitişik
{s} neighbouring
Türkçe - Türkçe

bitişikteki teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

bitişik
Birbirine dokunacak kadar yakınlaşmış veya yan yana olan
bitişik
Yan, yandaki
bitişik
Yandaki ev, komşu: "Asıl yalıya bitişik bir binada idiler."- R. H. Karay
bitişik
Birbirine dokunacak kadar yakınlaşmış veya yan yana olan: "Mutfaktan bir yuvarlak gümüş tepsi içinde, cezveyi, fincanları, bitişik şeker ve kahve hokkasını getirdi."- A. İlhan
bitişik
Yan, yandaki: "Bitişik odada yatan hasta bakıcı gürültüden uyanarak yanımıza geldi."- R. N. Güntekin
bitişik
Yandaki ev, komşu
bitişik
(Osmanlı Dönemi) muttasıl