yüzünden

listen to the pronunciation of yüzünden
التركية - الإنجليزية
due to

His delay of coming here on time is due to a traffic accident. - Onun zamanında buraya gelmesinin ertelenmesi bir trafik kazası yüzündendir.

His absence was due to the storm. - Onun yokluğu fırtına yüzündendi.

because of

The mail is delayed because of the strike. - Posta grev yüzünden ertelendi.

I wasn't able to come because of the rain. - Yağmur yüzünden gelemedim.

on one's account
of
owing to

The dam burst owing to the heavy rain. - Şiddetli yağmur yüzünden baraj kapakları patladı.

The dam burst owing to the heavy rain. - Şiddetli yağmur yüzünden baraj taştı.

through

The forest fire occurred through carelessness. - Orman yangını dikkatsizlik yüzünden oldu.

because

The mail is delayed because of the strike. - Posta grev yüzünden ertelendi.

I couldn't come because of the rain. - Yağmur yüzünden gelemedim.

seeing
on account of

The game was called off on account of the rain. - Oyun yağmur yüzünden iptal edildi.

She cannot attend school on account of illness. - O, hastalığı yüzünden okula gidemiyor.

from

Alice returned home early from work with a severe headache. - Alice şiddetli bir baş ağrısı yüzünden işten eve erken döndü.

She was disqualified from the race for two false starts. - O, iki yanlış başlama yüzünden yarıştan diskalifiye edildi.

because of, on account of, due to, owing to
thro

The forest fire occurred through carelessness. - Orman yangını dikkatsizlik yüzünden oldu.

thru
after

He fainted with hunger and fatigue, but came to after a while. - O açlık ve yorgunluk yüzünden bayıldı, ancak bir süre sonra kendine geldi.

She looked after her sister, who was in bed with a bad cold. - O, kötü bir soğuk algınlığı yüzünden yatakta olan kızkardeşine baktı.

in view of
with

Tom is in bed with the flu. - Tom, gribi yüzünden yatakta.

The floor was strewn with party favors: torn noisemakers, crumpled party hats, and dirty Power Ranger plates. - Yer partiden kalanlar yüzünden dağınıktı: Yırtık gürültüyapıcılar, kırışık parti şapkaları, ve kirli Power Ranger tabakları.

by virtue of
on the ground of
for

I had to leave out this problem for lack of space. - Yer yokluğu yüzünden bu sorunu atlamak zorunda kaldım.

I do not love him the less for his faults. - Onu, hataları yüzünden daha az sevmiyorum.

as a result of
because of it
becauseof
yüz
hundred

One hundred and fifty people entered the marathon race. - Yüz elli kişi maraton yarışına girdi.

The airplane flies at a speed of five hundred kilometers per hour. - Uçak saatte beş yüz kilometre hızla uçar.

yüz
face

I don't want to see your faces. - Yüzlerinizi görmek istemiyorum.

The girl fainted, but she came to when we threw water on her face. - Kız bayıldı, fakat biz onun yüzüne su döktüğümüzde o kendine geldi.

yüzünden akmak
(for something) to be evident from the look on (someone's) face; (for something) to be evident from the way (someone) looks, be written all over (someone)
yüzünden darılmak
take smth. ill of smb
yüzünden düşen bin parça olmak
to wear a very sour face
yüzünden düşen bin parça olmak
to pull a long face
yüzünden kan damlamak
to be very healthy and rosy-cheeked, be in the pink of health
yüzünden olmak
be owing to
yüz
front

Tom could hear a commotion in front of his house, so he went outside to see what was happening. - Tom evinin önünde bir kargaşa duyabiliyordu, bu yüzden neler olduğunu görmek için dışarı çıktı.

The truth is in front of her face. - Gerçek onun yüzünün önünde.

yüz
countenance
yüz
facial

Observe his facial reaction when we mention a price. - Biz bir fiyattan bahsettiğimizde onun yüz tepkimesini gözlemle.

His facial expression was more sour than a lemon. - Onun yüz ifadesi bir limondan daha fazla ekşiydi.

yüz
one hundred

The building is one hundred meters high. - Bina yüz metre yüksekliğindedir.

Ten, twenty, thirty, forty, fifty, sixty, seventy, eighty, ninety, one hundred. - On, yirmi, otuz, kırk, elli, altmış, yetmiş, seksen, doksan, yüz.

yüz
cheek

Gluteus Maximus was one of the cheekiest Roman emperors. - Gluteus Maximus, en yüzsüz Roma imparatorlarından biriydi.

My brother got cheeky. - Erkek kardeşim yüzsüzleşti.

yüz
obverse
yüz
cast of features
sebebiyle yüzünden
on account of
sebebiyle, yüzünden
on account of
yüz
frontage
yüz
feature

He has really soft facial features. - O gerçekten yumuşak yüz hatlarına sahip.

Tom's facial features and mannerisms are very much like those of his father. - Tom'un yüz hatları ve tavırları babasınına çok benzer.

yüz
figure

I figured Tom wasn't going to go, so I went. - Tom'un gitmeyeceğini düşündüm, bu yüzden ben gittim.

I figured Tom would mess up again. - Tom'un tekrar yüzüne gözüne bulaştıracağını düşündüm.

yüz
impudence
yüz
(Arkeoloji) façade
yüz
face side
yüz
features

He has really soft facial features. - O gerçekten yumuşak yüz hatlarına sahip.

Tom's facial features and mannerisms are very much like those of his father. - Tom'un yüz hatları ve tavırları babasınına çok benzer.

yüz
facade
yüz
frostbite
yüz
(Bilgisayar) sides

No matter how flat you make a pancake, it always has two sides. - Bir gözlemeyi ne kadar düz yaparsanız yapın, onun her zaman iki yüzü vardır.

There are two sides to every question. - Her öykünün bir de diğer yüzü vardır.

yüz
(Teknik,Tekstil) good side
inancı yüzünden bir şeyi yapmayan kimse
conscientious objector
yüz
visage

Tom's face lost its passive visage and revealed his horror and disgust. - Tom'un yüzü pasif görüntüsünü kaybetti ve korku ve nefretini açığa vurdu.

yüz
swam

Takuya swam naked as a jaybird. - Takuya alakarga gibi çıplak yüzdü.

He swam across the river. - O, nehir boyunca yüzdü.

yüz
puss
yüz
{f} swim

I prefer swimming to skiing. - Yüzmeyi kaymaya tercih ederim.

I don't know how to swim. - Nasıl yüzeceğimi bilmiyorum.

yüz
{f} swum

He is the only American to have swum the English Channel. - O, İngiliz Kanalında yüzmüş tek Amerikalı.

I haven't swum in the ocean since I left Florida. - Florida'yı terkettiğimden beri okyanusta yüzmedim.

yüz
frontispiece
yüz
snoot
yüz
{f} floating

A white cloud is floating in the blue summer sky. - Beyaz bir bulut mavi yaz gökyüzünde yüzüyordu.

A ball is floating down the river. - Bir top nehirden aşağı doğru yüzüyordu.

yüz
physiognomy
yüz
side

Everyone is a moon, and has a dark side which he never shows to anybody. - Herkes bir aydır, ve hiç kimseye göstermediği karanlık bir yüzü vardır.

I jumped into the water and swam to the other side of the river. - Suya atladım ve nehrin diğer tarafına yüzdüm.

yüz
{f} swimming

I prefer swimming to skiing. - Yüzmeyi kaymaya tercih ederim.

It was such a hot day that we went swimming. - Öylesine sıcak bir gündü ki yüzmeye gittik.

onun yüzünden
Because of its
yüz
to face

You ought to face the stark reality. - Yalın gerçeklikle yüz yüze gelmelisin.

Those selected will have to face extensive medical and psychological tests. - Seçilmiş olanlar kapsamlı tıbbi ve psikolojik testlerle yüzleşmek zorunda kalacak.

Astarı yüzünden pahalı
The game's not worth the candle
astarı yüzünden pahalı olmak
1. to be expensive because money was wasted on extraneous matters. 2. (for a project) to cost more than it is worth
aşırı hız yüzünden durdurdum sizi
I stopped you for speeding
bir şey yüzünden kendini yiyip bitirmek
be devoured by
daha önemli başka bir iş yüzünden yapmamak
overslaugh
düşmanlıklar yüzünden yaralanmış
(Askeri) wounded due to hostilities
fırtına yüzünden gecikmiş
stormbound
grev yüzünden felç olmuş
strikebound
grev yüzünden sekteye uğramış
strikebound
grev yüzünden çalışamayan
(Ticaret) strikebound
hata yüzünden hükümsüz kalan yargılama
mistrial
ihmal yüzünden hata
(Kanun) mistake due to negligence
intikam yüzünden
out of revenge
kahır yüzünden lütfa uğramak
to benefit from something that was meant to harm one
müsamaha yüzünden
on sufferance
yüz
sense of shame, shame: Sende hiç yüz yok mu? Have you no shame? Ne yüzle ondan böyle bir şey isteyebilirsin? How can you have the gall to ask her for such a thing?
yüz
face (the front, exposed, finished, dressed, or otherwise specially prepared surface of something): kumaşın yüzü the face of the cloth. dağın kuzey yüzü the north face of the mountain. binanın yüzü the building's façade. paltonun yüzü the outer side of the coat
yüz
cloth which encloses the stuffing of a cushion or pillow, case; mattress ticking; cloth used to cover a chair or sofa, upholstery, upholstering
yüz
face (of a person or animal)
yüz
face, mug; (bina) façade; (para, madalya, vb.) obverse; surface; impudence, cheek; facial
yüz
phiz
yüz
hecto
yüz
cutting edge, face (of a knife blade or other sharp tool)
yüz
side: ırmağın öte yüzünde on the other side of the river. problemin bu yüzü this aspect of the problem
yüz
kisser
yüz
surface: suyun yüzü the surface of the water
yüz
mien
yüz
dial

Strictly speaking, Chinese consists of hundreds of dialects. - Aslına bakarsan, Çinçe yüzlerce lehçeden oluşur.

yüz
fivescore
yüz
brow
yüz
{f} float

The boat was broken by the floating ice. - Tekne yüzen bir buz tarafından parçalandı.

A white cloud is floating in the blue summer sky. - Beyaz bir bulut mavi yaz gökyüzünde yüzüyordu.

yüz
favor

One hundred is my favorite number. - Yüz, benim en sevdiğim sayıdır.

I used to love swimming. It was my favorite sport in high school. - Ben yüzmeyi severdim. O, lisede favori sporumdu.

şarap yüzünden olmuş
vinous
التركية - التركية
-den ötürü, -den dolayı, sebebiyle: "O da çocuklar yüzünden alışmış, onlar yüzünden daha uygun görmüş, karısına anne derdi."- S. F. Abasıyanık. -den ötürü, -den dolayı: "Daha girdikleri gün darlık yüzünden söylenmeye başladı."- M. Ş. Esendal
-den ötürü, -den dolayı
yüz
Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat: "Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor."- S. F. Abasıyanık
yüz
On kere on, doksan dokuzdan bir artık
yüz
Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı
yüz
Kesici araçlarda keskin kenar
yüz
Bir şeyin ön tarafta bulunan bölümü, cephe
yüz
Yüzey, satıh
yüz
Bu sayıyı gösteren 100, C rakamlarının adı
yüz
Kez, kere kelimeleri ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartmalı bir biçimde anlatır: "Hikmet Beyin kurum ve edası, her zamankinden belki yüz kat üstündü."- S. M. Alus
Yüz
(Osmanlı Dönemi) LEÇ
Yüz
duluk
Yüz
beniz
yüz
Birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret
yüz
Nedeniyle, sebebiyle: "Bu yüzden Fuat Köprülü ile çatışmaya başlamışlardı gazetelerde."- Y. Z. Ortaç
yüz
On kere on, doksan dokuzdan bir artık olan
yüz
Yan, taraf
yüz
Bir yapının dışa bakan düşey yüzeylerinin tümü
yüz
Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı ve bu sayıyı gösteren işaret, 100, C
yüz
Yapının cephesi
yüz
Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat
yüz
Utanma
yüz
Yastığa geçirilen kılıf
yüz
Bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş
yüz
Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm
yüz
Bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü
yüz
Nedeniyle, sebebiyle
yüz
Keskin kenar
yüz
Kez, kere kelimeleri ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartmalı bir biçimde anlatır
yüz
Yapı cephesi
yüzünden
المفضلات