If you look from afar, most things will look nice.
- Uzaktan bakıldığında pek çok şey hoş görünecektir.
I had already spotted him from afar.
- Onu zaten uzaktan görmüştüm.
She's a beauty from a distance.
- Ona uzaktan bakıldığında, o güzeldir.
Seen from a distance, the big rock looks like an old castle.
- Uzaktan bakıldığında, büyük kaya eski bir kale gibi görünüyor.
Tom is a distant relative of mine.
- Tom benim uzaktan bir akrabam.
Tom is distantly related to Mary.
- Tom Mary ile uzaktan ilgilidir.
He is distantly related to her.
- O, ona uzaktan akrabadır.
Tom is distantly related to Mary.
- Tom Mary ile uzaktan ilgilidir.
Do you have the remote?
- Uzaktan kumandan var mı?
Tom grabbed the remote control from Mary and changed channels.
- Tom Mary'den uzaktan kumandayı aldı ve kanalları değiştirdi.
We can see distant objects with a telescope.
- Bir teleskopla uzak nesneleri görebiliriz.
Tom is distantly related to Mary.
- Tom Mary ile uzaktan ilgilidir.
The activists were last seen in a remote, forested corner of Brazil.
- Aktivistler en son Brezilya'nın uzak, ormanlık bir köşesinde görüldüler.
The activists were last seen in a remote, forested corner of Brazil.
- Eylemciler en son Brezilya'nın uzak, ormanlık bir köşesinde görüldüler.
If I'm away from home for a period of time, I will stop mail delivery.
- Eğer bir süre evden uzak olursam, posta servisini bırakacağım.
I went all the way to see her only to find her away from home.
- Bütün yolu sadece onun evden uzakta olduğunu anlamak için yürüdüm.
How far away is the airport?
- Havaalanı ne kadar uzak?
He is far from perfect.
- O mükemmel olmaktan uzaktır.
The island is about two miles off the coast.
- Ada kıyıdan yaklaşık iki mil uzaklıktadır.
He always stands off when people are enthusiastic.
- İnsanlar çoşkuluyken, o her zaman uzak durur.
He came from far away.
- O, çok uzaklardan geldi.
It is not far away from the hotel.
- O, otelden çok uzakta değildir.
There is a place not far off from here where we can use the phone.
- Telefon kullanabileceğimiz buradan uzakta olmayan bir yer var.
He who wants to travel the path of wisdom must not fear failure, for no matter how much progress he makes, his goal remains unattainably far off.
- Bilgelik yolunda yürümek isteyen hatadan korkmamalı, zira ne kadar çok gelişme yaparsa yapsın hiç önemi yok, onun amacı elde edilemeyecek kadar uzak kalır.
Tom found Mary an apartment not too far from where she works.
- Tom, Mary'ye çalıştığı yerden çok uzak olmayan bir daire buldu.
Tom needs to find an apartment not too far from where he works.
- Tom çalıştığı yerden çok uzakta olmayan bir daire bulmalı.
Books can transport you to faraway lands, both real and imagined.
- Kitaplar sizi hem gerçek hem de hayali uzak memleketlere götürebilir.
The school is farther than the station.
- Okul istasyondan daha uzaktır.
They moved farther away from the fire.
- Onlar yangından uzaklaştılar.
He hid his dictionary out of sight.
- O, gözden uzak bir yere sözlüğünü sakladı.
Try to stay out of trouble.
- Beladan uzak kalmaya çalışın.
The islet resembled a tortoise from afar.
- Adacık uzaktan bir kaplumbağaya benziyordu.
If you look from afar, most things will look nice.
- Uzaktan bakıldığında pek çok şey hoş görünecektir.
I think it's highly unlikely that Tom will go bowling.
- Bence Tom'un bowlinge gideceği uzak ihtimal
It's highly unlikely that our taxes will be lowered.
- Vergilerimizin düşürülmesi uzak ihtimal.
You must keep this machine free from dust.
- Bu makineyi tozdan uzak tutmalısınız.
Your composition is free from all grammatical mistakes.
- Kompozisyonun tüm dil bilgisi hatalarından uzak.
Nobody ever comes to see us in this out-of-the-way village.
- Bu uzak köyde hiç kimse asla bizi görmeye gelmez.
Fadil's job kept him removed from the outside world.
- Fadıl'ın görevi onu dış dünyadan uzak tuttu.
I was a telemarketer for about a week.
- Ben yaklaşık bir hafta boyunca uzaktan pazarlamacıydım.
You should watch television at a distance.
- Televizyonu uzaktan izlemelisiniz.
He always stands aloof from the masses.
- O her zaman kitlelerden uzak duruyor.
It happened that I saw my friend walking in the distance.
- Tesadüfen arkadaşımın uzakta yürüdüğünü gördüm.
She heard a dog barking in the distance.
- O, uzakta bir köpek havlaması duydu.
Keep out of the way, please.
- Yoldan uzak durun, lütfen.
With his mother out of the way, Duke was able to proceed with his plan to embezzle the money from the company.
- Yoldan uzakta bulunan annesi ile birlikte, Duke şirketinden zimmetine para geçirme planına devam edebildi.
I'd stand back if I were you.
- Terinde olsam uzak dururum.
Give me back the TV remote.
- TV uzaktan kumandasını bana geri ver.
Please store in a cool and dry place, out of direct sunlight.
- Lütfen doğrudan güneş ışığından uzakta, serin ve kuru bir yerde saklayın.
You're wide of the mark.
- Sizin tahmin hedeften uzak.
The injured were removed from the scene.
- Yaralı, olay yerinden uzaklaştırıldı.
They must be removed.
- Onlar uzaklaştırılmalı.