The issue turned out to be very contentious.
- Konu çok tartışmalı bir hâl aldı.
Religion is a contentious topic for many people.
- Din pek çok insan için tartışmalı bir konudur.
It was a controversial decision.
- Bu tartışmalı bir karardı.
This idea is controversial.
- Bu düşünce tartışmalıdır.
The French Revolution is one of the most debated historical events.
- Fransız Devrimi en tartışmalı tarihi olaylardan biridir.
You'd better not argue with Tom.
- Tom'la tartışmasan iyi olur.
Tom doesn't want to argue with you.
- Tom sizinle tartışmak istemiyor.
I want to put an end to the quarrel.
- Ben tartışmaya bir son vermek istiyorum.
What was the cause of your quarrel?
- Sizin tartışmanızın nedeni neydi?
She pretended to be asleep during the debate.
- O, tartışmada uyuyor gibi yaptı.
It wasn't much of a debate.
- Büyük bir tartışma değildi.
You'd better not argue with Tom.
- Tom'la tartışmasan iyi olur.
Don't argue when you are angry and don't eat when you are full.
- Öfkeli isen tartışma ve tok isen yemek yeme.
The dispute was finally settled.
- Tartışma sonunda halledildi.
After a long dispute the coal mines closed and the remaining miners were paid off.
- Uzun bir tartışmadan sonra kömür madenleri kapatıldı ve kalan madenciler işten çıkarıldılar.
I have something important to discuss with Tom.
- Tom'la tartışacak önemli bir şeyim var.
I have something I need to discuss with Tom.
- Tom'la tartışmam gereken bir şeyim var.
Parliamentary immunity is a controvertial issue.
- Parlamenter dokunulmazlık tartışmalı bir konudur.
I took part in the discussion.
- Ben tartışmaya katıldım.
I participated in the discussion.
- Ben tartışmaya katıldım.
The fatal stabbing was sparked by an argument that got out of control.
- Ölümle sonuçlanan bıçaklama olayının kıvılcımı, kontrolden çıkan tartışmadan çıkmıştı.
Conchita Wurst's selection for the Eurovision Song Contest 2014 sparked controversy in Austria.
- 2014 Eurovision Şarkı Yarışması için Conchita Wurst'un seçilmesi Avusturya'da tartışmalara yol açtı.
They are always quarrelling in public.
- Onlar her zaman toplum önünde tartışıyorlar.
The couple was quarrelling and Chris knocked Beth down.
- Çift tartışıyordu ve Chris Beth'e vurup yere devirdi.
Tom and Mary bicker all day long.
- Tom ve Mary bütün gün tartışırlar.