As far as I know, he won't come.
- Bildiğim kadarıyla, o gelmeyecek.
The rumor is not true as far as I know.
- Bildiğim kadarıyla, söylenti doğru değildir.
So far as I know, there is no such word.
- Bildiğim kadarıyla böyle bir sözcük yok.
So far as I know, she is still unmarried.
- Bildiğim kadarıyla, o hâlâ bekâr.
I'll wait here until she comes.
- O gelene kadar burada bekleyeceğim.
You can wait until the cows come home!
- İnekler eve gelene kadar bekleyebilirsin!
She didn't know the information till she met him.
- Onunla tanışıncaya kadar, o, bilgiyi bilmiyordu.
He worked from morning till night.
- O, sabahtan akşama kadar çalıştı.
He speaks Spanish as well as French.
- O, Fransızca kadar İspanyolca da konuşuyor.
The rich have trouble as well as the poor.
- Zenginlerin fakirler kadar sorunu vardır.
Belgium is not as big as France.
- Belçika Fransa kadar büyük değildir.
I am about as big as my father now.
- Şimdi yaklaşık babam kadar büyüğüm.
Few things give us as much pleasure as music.
- Birkaç şey bize müzik kadar çok zevk verir.
My brother eats twice as much as I do.
- Erkek kardeşim benim yediğimin iki katı kadar yemek yiyor.
The people all praised the emperor's clothes without telling him the truth so as not to seem stupid, until a little boy said, The emperor is naked!
- İnsanların hepsi küçük bir çocuk İmparator çıplak! deyinceye kadar aptal görünmemek için ona gerçeği söylemeden imparatorun giysilerini övdü.
Today I'm working a little late so as to avoid a rush in the morning.
- Sabahleyin bir koşuşturmadan kaçınmak için bugün biraz geç saatlere kadar çalışacağım.
I'm too old to do something like that.
- Öyle bir şeyi yapamayacak kadar yaşlıyım.
Tom would never ever do something like that.
- Tom şimdiye kadar böyle bir şeyi asla yapmadı.
You will get well in a week or so.
- Bir haftaya kadar iyileşeceksin.
However hard you may study, you can't master English in a year or so.
- Ne kadar sıkı çalışırsan çalış, bir sene veya civarında İngilizcede uzmanlaşamazsın.
I must have it done somehow by six.
- Saat altıya kadar bir şekilde onu yaptırmalıyım.
You must keep the plan secret until someone notices it.
- Birisi fark edene kadar planı gizli tutmak zorundasın.
The larger the amount of silver, the larger the amount of corruption.
- Gümüş paranın miktarı ne kadar büyük olursa, rüşvet o kadar büyük olur.
I really wonder how much the inheritance tax will amount to.
- Gerçekten veraset vergisinin ne kadar tutacağını merak ediyorum.
I agree with you to a degree.
- Ben, bir dereceye kadar sizinle aynı fikirdeyim.
She can be trusted to some degree.
- Ona bir dereceye kadar güvenilebilir.
Women really are quite dangerous. The more I think about this, the more I'm able to understand the reasoning behind face covering.
- Kadınlar gerçekten oldukça tehlikeliler. Bu konuda ne kadar çok düşünürsem, o kadar çok yüz örtüsünün arkasındaki nedeni anlayabileceğim.
Don't worry about money so much.
- Para için o kadar çok kaygılanma.
I agree with you to a degree.
- Ben, bir dereceye kadar sizinle aynı fikirdeyim.
To what degree can we trust him?
- Ne dereceye kadar biz ona güvenebiliriz?
He earns three times as much as I do.
- O, benim kazandığımın üç katı kadar çok kazanıyor.
As much as 90 percent of happiness comes from elements such as attitude, life control and relationships.
- Mutluluğun yüzde 90 kadarı tutum, yaşam kontrolü ve ilişkiler gibi unsurlardan geliyor.
You should read as many books as you can.
- Okuyabildiğin kadar çok sayıda kitap okumalısın.
She has as many stamps as I.
- O, benim sahip olduğum kadar çok sayıda pula sahip.
My son can count up to a hundred now.
- Oğlum şu an yüze kadar sayabiliyor.
Human beings can live up to 40 days without food, but no more than 7 without water.
- İnsan gıda olmadan 40 gün kadar yaşayabilir fakat susuz en fazla 7.
Her hair was so long as to reach the floor.
- Saçları yere ulaşacak kadar uzundu.
Three people can keep a secret so long as two of them are dead.
- Üç kişi, onlardan ikisi ölene kadar bir sırrı saklayabilir.
As far as I remember, he didn't say that.
- Hatırladığım kadarıyla, o onu söylemedi.
Don't race the car. We want to make it go as far as possible.
- Arabayı yarışa sokma.Biz mümkün olduğu kadar onu uzağa götürteceğiz.
Why don't you wait here while I finish what I'm doing?
- Neden yaptığımı bitirinceye kadar burada beklemiyorsun?
We conversed until late at night while eating cake and drinking tea.
- Biz kek yerken ve çay içerken gece geç saatlere kadar konuştuk.
When angry, count ten; when very angry, a hundred.
- Kızgınsan ona kadar; çok kızgınsan yüze kadar say.
Tom remembered how beautiful Mary had been when he first met her.
- Tom ilk karşılaştığında Mary'nin ne kadar güzel olduğunu hatırladı.
Hayat yaz çiçekleri, ölüm de güz yaprakları gibi güzel olsun.
- Yaşam yaz çiçekleri, ölüm de sonbahar yaprakları kadar güzel olsun.