Tom can do whatever he wants as far as I'm concerned.
- Tom, bildiğim kadarıyla ne isterse yapabilir.
As far as I remember, he didn't say that.
- Hatırladığım kadarıyla, o onu söylemedi.
He is, so far as I know, a reliable friend.
- O, bildiğim kadarıyla, güvenilir bir arkadaştır.
So far as he was concerned, things were going well.
- Bildiği kadarıyla işler yolunda gidiyordu.
I'll wait here until she comes.
- O gelene kadar burada bekleyeceğim.
You can wait until the cows come home!
- İnekler eve gelene kadar bekleyebilirsin!
She didn't know the information till she met him.
- Onunla tanışıncaya kadar, o, bilgiyi bilmiyordu.
He worked from morning till night.
- O, sabahtan akşama kadar çalıştı.
He teaches mathematics as well as English.
- O, İngilizce öğrettiği kadar matematik de öğretiyor.
He speaks Spanish as well as French.
- O, Fransızca kadar İspanyolca da konuşuyor.
Belgium is not as big as France.
- Belçika Fransa kadar büyük değildir.
The American news is reporting that Hurricane Irene is as big as Europe, which is a bit of an exaggeration.
- Amerikan haber Irene Kasırgası'nın Avrupa kadar büyük olduğunu bildiriyor, bu biraz abartıdır.
My brother eats twice as much as I do.
- Erkek kardeşim benim yediğimin iki katı kadar yemek yiyor.
Few things give us as much pleasure as music.
- Birkaç şey bize müzik kadar çok zevk verir.
Today I'm working a little late so as to avoid a rush in the morning.
- Sabahleyin bir koşuşturmadan kaçınmak için bugün biraz geç saatlere kadar çalışacağım.
The people all praised the emperor's clothes without telling him the truth so as not to seem stupid, until a little boy said, The emperor is naked!
- İnsanların hepsi küçük bir çocuk İmparator çıplak! deyinceye kadar aptal görünmemek için ona gerçeği söylemeden imparatorun giysilerini övdü.
How much would you pay for something like this?
- Böyle bir şey için ne kadar öderdin?
Nobody will pay that much for something like that.
- Hiç kimse öyle bir şey için o kadar çok ödemeyecek.
What will we do if we miss the last train? How about waiting until morning at an internet café or somewhere else?
- Son treni kaçırırsak ne yapacağız? Sabaha kadar bir internet kafede ya da başka bir yerde beklemeye ne dersin?
I expect to stay in Boston a day or so.
- Bir güne kadar Boston'da kalmayı umuyorum.
All you ever do is nitpick. I wish you could say something more constructive.
- Şu ana kadar yaptığın bütün şey her şeye kusur bulmak, keşke daha yapıcı bir şey söyleyebilsen.
To take something too far.
- Bir şey alamayacak kadar çok uzak.
The larger the amount of silver, the larger the amount of corruption.
- Gümüş paranın miktarı ne kadar büyük olursa, rüşvet o kadar büyük olur.
What does the bill amount to?
- Fatura ne kadar tutuyor?
I agree with you to a degree.
- Ben, bir dereceye kadar sizinle aynı fikirdeyim.
To what degree can we trust him?
- Ne dereceye kadar biz ona güvenebiliriz?
Your income is about twice as large as mine is.
- Gelirin, benimkinin yaklaşık iki katı kadar büyük.
Don't worry about money so much.
- Para için o kadar çok kaygılanma.
The suspect was given the third degree until he confessed his crime.
- Şüpheli suçunu itiraf edene kadar üçüncü dereceden suçlu sayıldı.
To what degree can we trust him?
- Ne dereceye kadar biz ona güvenebiliriz?
As much as 90 percent of happiness comes from elements such as attitude, life control and relationships.
- Mutluluğun yüzde 90 kadarı tutum, yaşam kontrolü ve ilişkiler gibi unsurlardan geliyor.
He earns three times as much as I do.
- O, benim kazandığımın üç katı kadar çok kazanıyor.
Since he's crazy about movies, he watches as many movies as he can.
- O, filmleri çok sevdiği için, izleyebildiği kadar çok sayıda film izler.
When I was young, I tried to read as many books as I could.
- Gençken, okuyabildiğim kadar fazla kitap okumayı denedim.
It's the best score up to now.
- O,şu ana kadar en iyi skordur.
My son can count up to a hundred now.
- Oğlum şu an yüze kadar sayabiliyor.
Her hair was so long as to reach the floor.
- Saçları yere ulaşacak kadar uzundu.
Three people can keep a secret so long as two of them are dead.
- Üç kişi, onlardan ikisi ölene kadar bir sırrı saklayabilir.
We walked as far as 6 kilometers.
- Biz 6 kilometre kadar yürüdük.
As far as I remember, he didn't say that.
- Hatırladığım kadarıyla, o onu söylemedi.
We had no choice but to wait for a while until the store opened.
- Mağaza açılıncaya kadar bir süre beklemekten başka seçeneğimiz yoktu.
Read as many books as you can while you are a student.
- Bir öğrenciyken okuyabildiğin kadar çok kitap oku.
When I was young, I tried to read as many books as I could.
- Gençken, okuyabildiğim kadar fazla kitap okumayı denedim.
When angry, count ten; when very angry, a hundred.
- Kızgınsan ona kadar; çok kızgınsan yüze kadar say.
Hayat yaz çiçekleri, ölüm de güz yaprakları gibi güzel olsun.
- Yaşam yaz çiçekleri, ölüm de sonbahar yaprakları kadar güzel olsun.