Don't do wicked things.
- Kötü şeyler yapmayın.
The wicked Haman tried to wipe out all of the Jews in the kingdom of Persia.
- Kötü Haman Pers krallığındaki Yahudilerin hepsini silip yok etmeye çalıştı.
Money is the root of all evil.
- Para bütün kötülüğün köküdür.
In my opinion, Twitter bird is the most evil bird in our world.
- Kendi görüşüme göre, Twitter kuşu dünyamızdaki en kötü kuştur.
He is such a bad person that everybody dislikes him.
- O kadar kötü birisi ki kimse ondan hoşlanmaz.
The decorating isn't bad.
- Dekorasyon kötü değil.
His brother was nasty to me.
- Onun kardeşi bana göre kötüydü.
He caught a nasty cold because he stayed up late last night.
- Dün gece geç saatlere kadar yatmadığı için kötü üşüttü.
The opposition is rubbing their hands together in malice.
- Muhalefet kötü niyetle birlikte ellerini ovuşturuyor.
I bear him no malice.
- Ona karşı hiçbir kötü niyet taşımıyorum.
The hero became the villain.
- Kahraman kötü adam oldu.
The villain threatened to defenestrate the hostages.
- Kötü adam rehineleri pencereden atmakla tehdit etti.
Malicious gossip spreads like wildfire. I guess that's why they say bad news travels fast.
- Kötü niyetli dedikodular orman yangını gibi yayılır.Sanırım kötü haber tez yayılır demelerinin nedeni budur.
Sami was a vicious malicious salesman.
- Sami kötü niyetli bir satıcıydı.
The most infamous expression for the year 2011 is Kebab murders.
- 2011 yılının en kötü şöhretli ifadesi Kebap cinayetleridir.
While in jail, Tom befriended John, an infamous car thief.
- Tom, hapiste iken, kötü şöhretli bir araba hırsızı olan John'la arkadaş oldu.
Adil is very good at studying, but when it comes to athletics, he's a bit lousy.
- Adil çalışmada çok iyidir fakat atletizme geldiğinde, o biraz kötüdür.
I've had a lousy day.
- Kötü bir gün geçirdim.
Tom is his own worst enemy.
- Tom, kendisinin en kötü düşmanı.
You should be ready for the worst.
- En kötüsü için hazır olmalısınız.
The weather was miserable yesterday.
- Hava dün çok kötüydü.
The experiment resulted in a miserable failure.
- Deney çok kötü bir başarısızlıkla sonuçlandı.
He is an evildoer, are you aware of that?
- O bir kötülük eden bir kimse, bunun farkında mısın?
My prognosis is bleak.
- Benim prognozum kötü.
She felt very bad that day.
- O, o gün çok kötü hissetti.
She may well refuse to speak to you because she's in a very bad mood.
- O seninle konuşmayı reddedebilir çünkü o çok kötü bir ruh hali içinde.
I think something terrible has happened to Tom.
- Sanırım Tom'a çok kötü bir şey oldu.
She looked terrible at that time.
- O zaman çok kötü görünüyordu.
He behaved badly to his sons.
- O, oğullarına kötü davrandı.
It's ached before, but never as badly as right now.
- Daha önce ağrıyordu, ama asla şu andaki kadar kötü bir şekilde değil.
Ford was poorly educated.
- Ford kötü eğitim gördü.
I speak French very poorly.
- Çok kötü bir şekilde Fransızca konuşuyorum.
In my opinion, Twitter bird is the most evil bird in our world.
- Kendi görüşüme göre, Twitter kuşu dünyamızdaki en kötü kuştur.
Tom is the most evil person I have ever met.
- Tom şimdiye kadar tanıdığım en kötü kişidir.
Our experiment went wrong last week.
- Geçen hafta deneyimiz kötü geçti.
I felt bad, so I was admitted into the hospital. However, it turned out that there was nothing really wrong with me.
- Kötü hissediyordum, bu yüzden hastaneye kabul edildim. Fakat bende gerçekten sağlıksız bir şey olmadığı anlaşıldı.
Sami was feeling unwell.
- Sami kendini kötü hissediyordu.
Unfortunately, I have bad news.
- Maalesef kötü haberlerim var.
Unfortunately, Brian met with bad weather.
- Ne yazık ki, Brian kötü hava ile karşılaştı.
I had a bad cough, so I took the bitter medicine.
- Kötü bir öksürüğüm vardı, bu yüzden acı reçete aldım.
We hate our wicked and corrupt leaders!
- Biz kötü ve yolsuz liderlerimizden nefret ediyoruz!
The corruption of the best is the worst.
- En iyi yolsuzluk, en kötüdür.
She may well refuse to speak to you because she's in a very bad mood.
- O seninle konuşmayı reddedebilir çünkü o çok kötü bir ruh hali içinde.
How's it going? Not too bad.
- Nasılsın? Çok kötü değil.
Some people are evil.
- Bazı insanlar çok kötüdür.
There is much evil in the world.
- Dünyada çok kötülük var.
The road is in a deplorable state.
- Yol çok kötü durumda.
The experiment resulted in a miserable failure.
- Deney çok kötü bir başarısızlıkla sonuçlandı.
The weather was miserable yesterday.
- Hava dün çok kötüydü.
Last summer was awful.
- Geçen yaz çok kötüydü.
Although natto smells awful, it is delicious.
- Natto kötü kokmasına rağmen, lezzetlidir.