I'd like to stay one more night. Is that possible?
- Bir gece daha kalmak istiyorum. Mümkün mü?
I am more beautiful than you.
- Ben senden daha güzelim.
Do you feel any better today?
- Bügün daha iyi hissediyormusun?
I can't take it anymore! I haven't slept for three days!
- Artık daha fazla dayanamıyorum! Üç gündür uyumadım!
So ultimately, with Tatoeba we are only building the foundations… to make the Web a better place for language learning.
- Yani sonuçta, Web'i dil öğrenmede daha iyi bir yer yapmak için biz Tatoeba ile sadece temelleri inşa ediyoruz.
You'd be able to do the puzzle if only you had a little bit more patience.
- Biraz daha sabırlı olsaydın, bulmacayı yapabilecektin.
A bird in hand is safer than one overhead.
- Eldeki bir kuş yukardakinden daha emniyetlidir.
It took me more than one month to get over my cold.
- Soğuk algınlığımı atlatmam bir aydan daha fazla zamanımı aldı.
Much still remains to be done.
- Daha yapılacak çok iş var.
Tom still has one more month to go before he graduates.
- Tom'un mezun olmadan önce gideceği bir ayı daha var.
In the north, there's Scotland; in the south, England; in the west, Wales; and further west, Northern Ireland.
- Kuzeyde İskoçya, güneyde İngiltere, batıda Galler ve daha batıda da Kuzey İrlanda var.
If you request a further discount, we suggest changing the terms of payment.
- Daha fazla bir indirim talep ederseniz, ödeme koşullarını değiştirmeyi öneririz.
You ain't seen nothing yet.
- Daha bir şey görmedin ki.
Seeing the face of his wife covered in green spots, he had a heart attack. Yet another victim of the killer cucumber!
- Karısının yeşil noktalarla kaplanmış yüzünü görünce kalp krizi geçirdi. Katil salatalığın bir kurbanı daha!
He is richer than anyone else in this town.
- O bu şehirdeki başka herkesten daha zengindir.
Tom is better at science than anyone else in his class.
- Tom Fen dersinde kendi sınıfındaki herkesten daha iyidir.
I'm too tired to walk any further.
- Daha ileri yürüyemeyecek kadar çok yorgunum.
He could not walk any further.
- O, daha ileriye yürüyemedi.
Just how well can masks block the, even smaller than pollen, yellow sand dust? I think it much more of a nuisance than pollen.
- Maskeler sarı kum tozunu,polenlerden dahada küçük,ne kadar iyi engelleyebilir?Sanırım o polenden oldukça daha fazla bir baş belasıdır.
She earns more than she spends.
- O harcadığından daha fazla para kazanıyor.
When I use a word, Humpty Dumpty said, it means just what I choose it to mean - neither more nor less.
- Bir kelime kullandığımda,Humpty Dumpty ifade etmek için tam benim seçtiğimi o ifade ediyor-ne daha fazla ne daha az dedi.
As people get older, their brain cells become less efficient.
- İnsanlar yaşlanırken, beyin hücreleri daha az verimli olur.
Nakido is better than Twitter.
- Nakido, Twitter'dan daha iyidir.
This is a good book, but that is better.
- Bu iyi bir kitaptır ama şu daha iyidir.
I almost missed the train.
- Az daha treni kaçırıyordum.
Explain it once more, Jerry.
- Onu bir kez daha açıkla, Jerry.
Try doing it once more.
- Onu bir kez daha yapmayı dene.
She was late once again.
- Bir kez daha geç kalmıştı.
Could you please repeat it once again?
- Lütfen onu bir kez daha tekrarlar mısın?
I will never fall in love again.
- Bir daha asla âşık olmayacağım.
Please do that again.
- Lütfen onu bir daha yap.
There were a lot of teachers from Australia and New Zealand at the English conversation school I went to previously.
- Daha önce gittim İngilizce konuşma okulunda Avustralya ve Yeni Zelanda'dan birçok öğretmen vardı.
This sentence has not previously been added to the Tatoeba project.
- Bu cümle daha önce Tatoeba projesine eklenmedi.
We cannot offer a further price reduction under the current circumstances.
- Biz, mevcut koşullar altında daha fazla fiyat indirimi teklif edemeyiz.
Please make an appointment to come in and discuss this further.
- İçeriye girmek ve bunu daha fazla görüşmek için bir randevu al lütfen.
She could not put up with the insults any more.
- O, hakaretlere daha fazla katlanmadı.
Let's take a short rest here. My legs are tired and I can't walk any more.
- Burada kısa süre dinlenelim. Bacaklarım yorgun ve ben daha fazla yürüyemiyorum.
I don't feel good or rather, I feel terrible.
- İyi hissetmiyorum veya daha doğrusu, kötü hissediyorum.
Does a government have to serve ideologies, or rather, the interests of the people?
- Bir hükümet ideolojiler mi sunmak zorunda? Daha doğrusu insanların çıkarlarına mı hizmet etmek zorunda?
I spoke with Tom earlier today.
- Bugün daha evvel Tom'la konuştum.
Might I suggest that we start the meeting an hour earlier?
- Toplantıyı bir saat daha evvel başlatmamızı önerebilir miyim?
Tom looks thinner every day.
- Tom her gün daha ince görünüyor.
This thread is thinner than a human hair.
- Bu iplik insan saçından daha incedir.
It would be preferable for you to surrender.
- Teslim olmanız daha iyi olurdu.
Peace is preferable to war.
- Barış savaştan daha iyidir.
Afterwards, he assumed a new identity.
- Daha sonra, yeni bir kimlik üstlendiler.
Keep your eyes wide open before marriage, half shut afterwards.
- Evlenmeden önce gözlerinizi tam açın, daha sonra yarı kapatın.
Tom was subsequently arrested.
- Tom daha sonra tutuklandı.
Sami was subsequently murdered.
- Sami daha sonra öldürüldü.
Let me call you back later, OK?
- Seni daha sonra tekrar arayayım,tamam mı?
He explained later how he made this decision.
- Bu kararı nasıl verdiğini daha sonra açıkladı.
I am uncertain when he will come next.
- Ben onun daha sonra ne zaman geleceğini bilmiyorum.
What happened next, I don't know.
- Daha sonra ne oldu bilmiyorum.
The thief hit me and gave me a black eye and then ran off.
- Hırsız bana vurdu ve gözümü morarttı ve daha sonra kaçtı.
Mary told Tom: Let's begin with a short sentence, and then we'll see...
- Mary Tom'a söyledi: Kısa bir cümle ile başlayalım, ve daha sonra göreceğiz...
She is older and wiser now.
- O,şimdi daha yaşlı ve daha akıllıdır.
Ken is older than Seiko.
- Ken Seiko'dan daha yaşlı.
Tom's bicycle is much newer than mine.
- Tom'un bisikleti benimkinden çok daha yeni.
My car is newer than Tom's.
- Benim arabam Tom'unkinden daha yeni.
This substance is mostly composed of hydrogen and oxygen.
- Bu madde, daha çok hidrojen ve oksijenden oluşur.
Does a government have to serve ideologies, or rather, the interests of the people?
- Bir hükümet ideolojiler mi sunmak zorunda? Daha doğrusu insanların çıkarlarına mı hizmet etmek zorunda?
She is rather an idealist.
- O daha doğrusu bir idealist.
I love you more than him.
- Seni ondan daha çok seviyorum.
Humility often gains more than pride.
- Alçak gönüllülük çoğunlukla kibirden daha çok yükseltir.
Tom will need to go further.
- Tom'un daha da ileri gitmesi gerekecek.
Tom didn't want to go any further.
- Tom daha da ileri gitmek istemedi.
The wind blew harder yet when we reached the top of the hill.
- Tepenin üstüne ulaştığımızda rüzgar daha da sert esti.
Tatoeba: We've got sentences older than you.
- Tatoeba: Bizim sizden daha eski cümlelerimiz var.
The history of China is older than that of Japan.
- Çin'in tarihi Japonya'nınkinden daha eskidir.
Phenolphthalein will turn fuchsia in the presence of a base with a pH of or above 10.0 and will remain colorless in the presence of a solution with a pH of or below 8.2.
- Fenolftalein, 10.0 ya da daha fazla bir pH'a sahip olan bir baz varlığında parlak mora dönüşecektir ve 8.2 ya da daha az bir pH değerine sahip bir çözeltinin varlığında renksiz kalacaktır.
Tom could no longer control himself.
- Tom daha fazla kendini kontrol edemedi.
Foreign accent syndrome is an as-yet unexplained medical condition where the patient can no longer pronounce his mother tongue correctly and seems to have a foreign accent.
- Yabancı aksan sendromu henüz açıklanamayan, hastanın anadilini daha fazla düzgün şekilde telaffuz edemeyip yabancı bir aksanla konuşmaya başlamasıyla vuku bulan tıbbi bir durumdur.
We've got a lot more than just biceps in our arms, Per.
- Kollarımızdaki pazularımızdan çok daha fazlasına sahibiz,Per.
He kept me waiting for more than an hour.
- O beni bir saatten daha fazla bekletti.
I was too tired to walk any farther.
- Daha fazla yürüyemeyecek kadar çok yorgundum.
Tom says he can't ignore Mary's behavior any longer.
- Tom Mary'nin davranışını daha fazla görmemezlikten gelemeyeceğini söylüyor.
I couldn't put up with that noise any longer.
- O gürültüye daha fazla dayanamadım.
The patient was quite beyond help, so that the doctors could do no more.
- Hasta yardım almanın ötesindeydi, onun için doktorlar daha fazlasını yapamadı.
the worst is still to come - en kötüsünü daha görmedik , henüz en kötü dönemi görmedik.
the worst is still to come - en kötüsünü daha görmedik , henüz en kötü dönemi görmedik.
What will a child learn sooner than a song?
- Bir çocuk bir şarkıdan daha çabuk ne öğrenir?
Young people adapt themselves to something sooner than old people.
- Gençler, kendilerini bir şeye yaşlı insanlardan daha çabuk adapte ederler.
His new job further separates him from his family.
- Onun yeni işi onu ailesinden daha çok ayırıyor.
Apply to the office for further details.
- Daha çok bilgi için ofise başvurun.
I don't like pizza any more than I like spaghetti.
- Ben pizzayı spagettiyi sevdiğimden daha çok sevmiyorum.
I don't think any more students want to come.
- Daha çok öğrencinin gelmek istediğini sanmıyorum.
During the presentation the speaker talked mainly about gender inequality.
- Sunumda konuşmacı daha çok cinsiyet eşitsizliğinden bahsetti.
Experts say coffee prices are rising mainly because people are willing to pay more.
- Uzmanlar, insanlar daha fazla ödemeye istekli olduğu için kahve fiyatlarının daha çok arttığını söylüyorlar.
I like vocal music better than instrumental music.
- Ben vokal müziği enstrümantal müzikten daha çok severim.
I like English better.
- İngilizceyi daha çok severim.
Tom is more of a singer than a guitarist.
- Tom bir gitaristten daha çok birşarkıcıdır.
The student has already solved all the problems.
- Öğrenci tüm problemleri daha önce çözdü.
I have already eaten lunch.
- Daha önce öğle yemeği yedim.
I turned off the TV because I had seen the movie before.
- Filmi daha önce gördüğüm için televizyonu kapattım.
I had never seen such a beautiful girl before.
- Ben daha önce böyle güzel bir kız hiç görmemiştim.
I can't remember of the subsequent events.
- Ben daha sonraki olayları hatırlamıyorum.
You speak first; I will speak after.
- Önce sen konuş, ben daha sonra konuşacağım.
Keep your eyes wide open before marriage, half shut afterwards.
- Evlenmeden önce gözlerinizi tam açın, daha sonra yarı kapatın.
I know you want to marry me now, but don't you think you'll have second thoughts afterward?
- Ben, şimdi benimle evlenmek istediğini biliyorum, ama siz daha sonra ikinci düşüncelere sahip olacağınızı düşünmüyor musunuz?
If you want to have parties in my house, clean up everything afterwards, and don't break anything, or else pay for the damage.
- Benim evimde partiler vermek istiyorsanız, daha sonra her şeyi temizleyin ve bir şey kırmayın, ya da zarar için ödeme yapın.
Shylock is greedy, and what is worse, very stingy.
- Shylock aç gözlü, ve daha kötüsü,çok pintidir.
The weather today is worse than yesterday.
- Bugün hava dünkünden daha kötü.
Luna is close by. Mars is much farther away.
- Ay yakındır. Mars çok daha uzaktır.
As I recall, Tom's house is a little farther in from the main road.
- Hatırladığım kadarıyla, Tom'un evi ana yoldan biraz daha uzak.
Prices are going to rise still further.
- Fiyatlar daha da artacak.
I'll explain the matter to you later on.
- Konuyu size daha sonra açıklayacağım.
He remained abroad later on.
- Daha sonra yurt dışında kaldı.
The doctor told me to eat fewer high-calorie snacks.
- Doktor bana daha az yüksek kalorili atıştırmalıklar yememi söyledi.
There were fewer accidents this year than last.
- Bu yıl geçen yıla göre daha az kaza vardı.
With some books, the more I read them, the less I understand them.
- Bazı kitaplarla, ben daha fazla okudukça, ben onları daha az anlıyorum.
Tom can't put up with Mary's behavior anymore.
- Tom Mary'nin davranışına daha fazla katlanamaz.
Don't look at it anymore, please!
- Daha fazla bakma, lütfen!
Tom probably has better things to do than hang out with us.
- Tom'un muhtemelen bizimle takılmaktan yapacağı daha iyi şeyleri vardır.
Some people think eating at home is better for you than eating out.
- Bazı insanlar senin için evde yemenin dışarıda yemekten daha iyi olduğunu düşünüyor.
Do you have anything cheaper?
- Daha ucuz bir şeyin var mı?
I think skateboards are usually cheaper than rollerblades.
- Kaykayların genellikle tekerlekli patenlerden daha ucuz olduklarını düşünüyorum.
As cultural exchange continued between the two countries, their mutual understanding became even deeper.
- İki ülke arasında kültürel değişim devam ederken, onların karşılıklı anlayışı daha da derinleşti.
I like physics, and I like mathematics even more.
- Ben fiziği seviyorum ve matematiği daha da çok seviyorum.
He is superior to her in math.
- Matematikte ondan daha iyi.
The thief hit me and gave me a black eye and then ran off.
- Hırsız bana vurdu ve gözümü morarttı ve daha sonra kaçtı.
You walk on and I will catch up with you later.
- Sen ilerle ve ben sana daha sonra yetişirim.
It's just a little further.
- O sadece biraz daha uzak.
Our school is further away than the station.
- Okulumuz istasyondan daha uzaktır.
Such things are often a result of accident rather than malice.
- Bu tür şeyler çoğunlukla kötülükten daha ziyade bir kaza sonucudur.
I am a writer rather than a teacher.
- Bir öğretmenden daha ziyade bir yazarım.
He values honor above anything else.
- O, onura her şeyden daha çok değer verir.
The color is purple rather than pink.
- Renk pembeden daha çok mor.
Rather than cry, you should take action!
- Ağlamaktan daha çok aksiyon almalısın.
Tom is in worse trouble than I thought.
- Tom'un başı düşündüğümden daha çok dertte.
I'm no less of a sinner than you.
- Ben senden daha az günahkâr değilim.
He writes to me less and less often these days.
- Bu günlerde bana gittikçe daha az sıklıkta yazıyor.
Had you come a little earlier, you could have met her.
- Eğer biraz daha erken gelseydin, onunla karşılaşabilirdin.
In those days, I went to bed earlier.
- O günlerde ben daha erken yatmaya gittim.
No further discussion is necessary.
- Daha fazla tartışma gereksiz.
There are no further details.
- Daha fazla ayrıntı yok.
Of two evils, choose the lesser.
- İki kötülükten daha az olanını seç.
Tom is out sick today.
- Tom bugün daha çok hasta.
Let's find out more about him.
- Onun hakkında daha çok şey öğrenelim.