Jefferson was aware of the literary tradition of anas, which extended back at least as far as Athenaeus's Dipnosophistarum, a delightful collection of table talk from ancient times covering a variety of subjects including law, literature, medicine, and philosophy.
I can speak Esperanto as if it's my mother tongue.
- Esperanto'yu ana dilim gibi konuşabiliyorum.
Justice without mercy is cruelty; mercy without justice is the mother of dissolution.
- Merhametsiz adalet zulümdür, adaletsiz merhamet yok olmanın anasıdır.
The three primary colors are the basis of all the other colors.
- Üç ana renk, diğer bütün renklerin temelidir.
The primary cause of his failure is laziness.
- Onun başarısızlığının ana nedeni tembelliktir.
Dan didn't even take basic anatomy classes.
- Dan temel anatomi derslerine bile girmedi.
The main streets of many small towns have been all but abandoned thanks, in large part, to behemoths like Wal-Mart.
- Birçok küçük kasabaların ana yolları büyük ölçüde Wal-Mart gibi büyük devlerin sayesinde neredeyse bırakılmaktadırlar.
Iranians used to eat main meal with yoghurt.
- İranlılar ana yemeği yoğurt ile yerlerdi.
Capital, land and labor are the three key factors of production.
- Sermaye, toprak ve iş gücü üretiminin üç ana faktörüdür.
I just need a moment.
- Benim sadece bir ana ihtiyacım var.
I guess Mom's native language was Esperanto.
- Ana'nın ana dili Esperantoydu galiba.
The separation of church and state is one of the fundamental principles of the Constitution.
- Kilise ve devletin ayrılması, anayasanın temel ilkelerinden biridir.
The cardinal directions are: north, south, east, and west.
- Ana yönler kuzey, güney, doğu ve batıdır.
John took a key out of his pocket.
- John cebinden bir anahtar çıkardı.
It goes without saying that honesty is the key to success.
- Başarının anahtarı olan dürüstlük söylenilmediği taktirde sürer
The key to the so-called mastery of any language is bringing the words and grammar to life through context.
- Sözde herhangi bir dilin hakimiyetinin anahtarı, kelimeleri ve dilbilgisini bağlama yoluyla hayata geçirmektir.
We had a master plan.
- Bizim bir ana planımız vardı.
Self-confidence is the principal element of any great endeavor.
- Bir büyük girişimin ana elemanı kendine güvendir.
Coffee is one of the staples of Brazil.
- Kahve, Brezilya'nın ana ürünlerinden biridir.
The trunk is the main part of a tree.
- Gövde bir ağacın ana parçasıdır.
In English there are eight main parts of speech: noun, verb, adjective, adverb, pronoun, preposition, conjunction and finally interjection.
- İngilizcede dilin sekiz ana bölümü vardır:isim,fiil,sıfat,zarf,zamir,edat,bağlaç ve son olarak ünlem.
Water is the principle of all things; all comes from water, and to water all returns.
- Su her şeyin anasıdır; her şey sudan gelir, ve suya döner.
The separation of church and state is one of the fundamental principles of the Constitution.
- Kilise ve devletin ayrılması, anayasanın temel ilkelerinden biridir.
Our headquarters are in Boston.
- Ana merkezlerimiz Boston'da.
We found it very hard going back to our base camp in the blizzard.
- Kar fırtınasında ana kampımıza geri dönmeyi çok zor bulduk.
We are in our homeland.
- Biz bizim anavatanımızdayız.
They defended their homeland against the invaders.
- Anavatanlarını işgalcilere karşı savundular.
The American Civil War is the central theme of the book.
- Amerikan İç Savaşı, kitabın ana temasıdır.
Envy is the central fact of American life.
- Kıskançlık, Amerikan yaşamının ana gerçeğidir.
Tom used to be a mama's boy.
- Tom eskiden bir ana kuzusuydu.
The children called Tom a mama's boy.
- Çocuklar Tom'a anasının kuzusu dediler.
Tom respects his parents.
- Tom, ana-babasına saygı duyar.
Some parents worry unnecessarily about their children.
- Bazı ana babalar çocukları hakkında gereksiz yere endişelenirler.
sf.
The main street is very broad.
- Ana cadde çok geniştir.
Tom and I have been friends since we were in kindergarten.
- Tom ve ben ana okuludaykenden beri arkadaşız.
Can you remember your kindergarten teacher's name?
- Ana okulu öğretmeninin adını hatırlayabiliyor musun?
The answer misses the point.
- Cevap ana fikirden uzaktır.
Tom was a sickly child and was mollycoddled by his parents.
- Tom hastalıklı bir çocuktu ve ana babası tarafından şımartılmıştı.
Some parents worry unnecessarily about their children.
- Bazı ana babalar çocukları hakkında gereksiz yere endişelenirler.
I need to trace the outline.
- Ana hattı izlemeliyim.
School clubs need to clearly outline the community service projects they plan to do for the upcoming school year.
- Okul kulüpleri yaklaşan okul yılı için yapmayı planladıkları kamu hizmeti projelerini açıkça ana hatlarıyla belirtmelidir.
The small fork is for your salad, and the large one is for the main course.
- Küçük çatal salata için ve büyük olan ana yemek içindir.
Our native language is Japanese.
- Bizim ana dilimiz Japoncadır.
My native language is Japanese.
- Benim ana dilim Japonca'dır.
What do you want for an entrée?
- Bir ana yemek olarak ne istersiniz?
In many restaurants in Turkey, kebab is the main entree.
- Türkiye'deki çoğu restoranda kebap ana yemektir.
After the main dish comes the dessert.
- Ana yemekten sonra tatlı gelir.
After the entrée comes the main dish.
- Başlangıç yemeğinden sonra ana yemek gelir.
French is her mother tongue.
- Fransızca, onun ana dilidir.
My mother tongue is Spanish.
- Benim ana dilim İspanyolca'dır.
The main line runs through Boston.
- Ana hat Boston'dan geçiyor.