çoktan

listen to the pronunciation of çoktan
التركية - الإنجليزية
already

The train has already left. - Tren çoktan hareket etti.

Odd, isn't it? We should have already arrived. - Tuhaf değil mi? Biz çoktan varmış olmalıydık.

for a long time

I've been wanting to do that for a long time. - Bunu çoktandır yapmak istiyorum.

long time ago; already
long

I've been wanting to do that for a long time. - Bunu çoktandır yapmak istiyorum.

They lost their way; otherwise, they would have arrived long ago. - Yollarını kaybettiler, yoksa çoktan varmış olurlardı.

a long time ago
long since
çok
much

I was much frightened at the sight. - Ben görünce çok korktum.

I have too much homework today. - Bugün, çok fazla ödevim var.

çok
many

You know many interesting places, don't you? - Çok enteresan yerler biliyorsun, değil mi?

Indonesia consists of many islands and two peninsulas. - Endonezya çok fazla adadan ve iki yarımadadan oluşur.

çok
very

That tie suits you very well. - Bu kravat sana çok iyi uyuyor.

Tokyo is a very big city. - Tokyo çok büyük bir şehirdir.

çoktan seçmeli
Multiple choice
çoktan beri
for a long time
çoktan long since, a long
time ago. çoktan beri/tandır for a long time (now)
çok
so
çok
fair

Tom became fairly fluent in French after about three years of intense study. - Yaklaşık üç yıl süren yoğun çalışmadan sonra Tom Fransızcada çok akıcı oldu.

Tom has a very fair complexion and burns easily in the sun. - Tom'un çok açık bir teni var ve güneşte kolayca yanar.

çok
too

It was too difficult for me. - Bu benim için çok zordu.

This is too difficult for me. - Bu benim için çok zordu.

çok
good

She's a very good teacher. - O çok iyi bir öğretmendir.

I haven't a very good dictionary. - Benim çok iyi bir sözlüğüm yok.

çok
such

Seaside resorts, such as Newport, are very crowded in summer. - Newport gibi, deniz kenarındaki tatil köyleri yaz aylarında çok kalabalıktır.

You do such a thing once too often and get punished. - Öylesine bir şeyi bir kez çok sık yaparsın ve cezalandırılırsın.

çok
big

Japanese tourists abroad are big spenders. - Yurt dışındaki Japon turistler çok para harcarlar.

It's very big of you to admit you're wrong. - Hatalı olduğunuzu kabul ettiğiniz için çok büyüksünüz.

çok
affluent
çok
ample
çok
a lot

He caused his parents a lot of anxiety. - Ailesini çok endişelendirdi.

What a lot of books he has! - Onun ne de çok kitabı var!

çok
abundant

Very large windows assure abundant natural daylight. - Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.

Oil is abundant in that country. - Şu ülkede petrol çoktur.

çok
plenty

Tom should have plenty of time. - Tom'un çok zamanı olmalı.

As a new father, I gave my first child plenty of books. - Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.

çok
{s} tidy

Mary's apartment is very tidy. - Mary'nin dairesi çok düzenli.

Tom's apartment is very tidy. - Tom'un dairesi çok düzenli.

çok
dead

Tom didn't know that Mary was already dead. - Tom Mary'nin çoktan öldüğünü bilmiyordu.

God is dead. And I don't feel so good either. - Tanrı öldü ve ben de çok iyi hissetmiyorum.

çok
countless

Countless stars were twinkling in the sky. - Gökyüzünde çok sayıda yıldız parlıyordu.

I've been to Boston countless times. - Pek çok kez Boston'a gittim.

çok
helluva
çok
plenteous
çok
exuberant

I was very exuberant. - Ben çok hayat doluydum.

çok
lavish

Tom lives a very lavish lifestyle. - Tom çok savurgan bir yaşam tarzı sürdürüyor.

çok
lots of

I couldn't sleep well last night because there were lots of things on my mind. - Kafamda çok şeyler olduğu için dün gece iyi uyuyamadım.

In Venice, there are always lots of tourists. - Venedik'te her zaman çok turist vardır.

çok
abounding
çok
so much

Don't worry about money so much. - Para için o kadar çok kaygılanma.

What happened to make you laugh so much? - Sizi çok güldürecek ne oldu?

çok
numerous

The king had numerous illegitimate children with her. - Kralın ondan çok sayıda gayrımeşru çocuğu vardı.

There are numerous reasons to be hopeful. - Umutlu olmak için çok sayıda sebep var.

çok
piping
çok
hearty
çok
{i} Lot

He caused his parents a lot of anxiety. - Ailesini çok endişelendirdi.

Japan consumes a lot of paper. - Japonya, çok fazla kâğıt tüketmektedir.

çok
{s} precise

He said he was already more than fifty years old, fifty five, to be precise. - O çoktan elli yaşından daha fazla olduğunu, tam olarak elli beş olduğunu söyledi.

çok
deadly

Layla was a very deadly woman. - Leyla çok ölümcül bir kadındı.

çok
like hell
çok
heavy

The traffic is heavy here. - Trafik burada çok yoğundur.

The bag was too heavy for me to carry by myself. - Çanta benim tek başıma taşıyamayacağım kadar çok ağırdı.

çok
bloody
çok
plentiful

A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low. - Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.

çok
innumerable
çok
awful

There are very few shops and the cinema is awful. - Burada çok az mağaza var ve sinema da korkunç.

Tom does seem awfully tired. - Tom çok yorgun görünüyor.

çok
sorely
çok
hell of
çok
badly

I am very much surprised to hear that he got badly injured in a motorcar accident. - Ben onun bir otomobil kazasında kötü yaralandığını duyunca çok şaşırdım.

You must want this very badly. - Bunu çok fazla istemelisin.

çok
thick on the ground
çok
multi-

The fountain is lit with multi-colored lights. - Çeşme çok renkli ışıklarla aydınlatılıyor.

New York is a multi-racial city. - New York çok ırklı bir şehirdir.

çok
most

Windows is the most used operating system in the world. - Dünyada en çok kullanılan işletim sistemi Windows'tur.

Mumbai is the most populous city in India and the second most populous city in the world. - Bombay, Hindistan'ın en çok nüfusa sahip şehridir ve dünyadaki ikinci en çok nüfusa sahip şehirdir.

çok
unduly
çok
hard

English is pretty hard, isn't it? - İngilizce çok zor, değil mi?

It's too hard for me. - Bu benim için çok zordu.

çok
extensive

The damage is too extensive. - Zarar çok geniş çaplıdır.

çok
a good deal

We learn a good deal at school. - Biz okulda çok şey öğrendik.

It snowed a good deal last night. - Dün gece çok kar yağdı.

çok
numerously
çok
manifold
çok
jelly

I like grape jelly best. - En çok üzüm jölesinden hoşlanırım.

Tom ate too many jelly donuts. - Tom çok sayıda jöleli börek yedi.

çok
a raft of
çok
profoundly
çok
sore

I have a sore throat because of too much smoking. - Çok fazla sigara içtiğim için boğazım ağrıyor.

If you eat too much of this food, you may get a sore throat. - Bu yiyeceği çok fazla yersen boğazın ağlayabilir.

çok
bounteous
çok
by far

The pain you go through because of love is by far sweeter than any other pleasure. - Aşktan dolayı katlandığın acı herhangi bir zevkten çok daha tatlıdır.

This novel is by far more interesting than that one. - Bu roman ondan çok daha ilginç.

çok
a great many

A perfect knowledge of a few writers and a few subjects is more valuable than a superficial one of a great many. - Birkaç yazar ve birkaç konuyla ilgili mükemmel bir bilgi birçoklarıyla ilgili yüzeysel olan birinden çok daha değerlidir.

There were a great many boys and girls in the park. - Parkta çok sayıda erkek ve kız vardı.

çok
exceedingly
çok
a great number of

A great number of students battled for freedom of speech. - Çok sayıda öğrenci konuşma özgürlüğü için savaştı.

As a result of the war, a great number of victims remained. - Savaşın bir sonucu olarak, çok sayıda mağdur kaldı.

çok
myriad

There are a myriad of meats at the deli on the corner of Fifth and Harvey Street. - Beşinci Cadde ve Harvey Caddesinin köşesindeki şarküteride çok et vardır.

çok
substantially
çok
(Argo) heaps
çok
dearly

Tom loved his mother dearly. - Tom annesini çok sevdi.

çok
horrible

I hate Sunday! It's a horrible day! - Pazar gününden nefret ediyorum! Çok kötü bir gün!

Their performance that year was horrible. - Bu yılki performansları çok berbattı.

çok
eminently
çok
tremendously

It hurts tremendously here. - Burası çok fazla ağrıyor.

It hurts tremendously here. - Burası çok fazla acıyor.

çok
teem
çok
high

The price of this camera is very high. - Bu kameranın fiyatı çok yüksektir.

It's high time you had a haircut. - Saç tıraşı olmanın zamanı çoktan geldi.

çok
whaling
çok
extreme

We rejected Tom's suggestion as too extreme. - Biz Tom'un önerisini çok aşırı olarak reddettik.

You seem to be extremely lazy. - Çok tembel görünüyorsun.

çok
uncommonly
çok
(Denizbilim) multy
çok
multiple

Tom claimed that his father had raped him on multiple occasions. - Tom babasının birden çok kez ona tecavüz ettiğini iddia etti.

The test was multiple choice. - Test çoktan seçmeliydi.

çok
round

He works hard all the year round. - Bütün yıl çok sıkı çalışır.

It is very cold here all the year round. - Bütün yıl boyunca burada hava çok soğuk.

çok
in earnest

It began to rain in earnest. - Çok yağmur yağmaya başladı.

çok
killing
çok
long

He began by saying that he would not speak very long. - O, çok uzun konuşmayacağını söyleyerek başladı.

I hope the bus will come before long. - Umarım otobüs çok geçmeden gelir.

çok
far

To take something too far. - Bir şey alamayacak kadar çok uzak.

Recently, the increasing diversity of computer use has extended far beyond the realms of the office. - Son zamanlarda, bilgisayar kullanımında artan çeşitlilik, ofis alanlarının çok ötesine uzandı.

çok
extremely

Tom and his brothers are extremely close. - Tom ve erkek kardeşleri çok yakındır.

Tom is extremely sophisticated. - Ton son derece çok bilmiş.

çok
several

Mary has received several prizes for her poetry. - Mary şiiri için çok sayıda ödül aldı.

Several companies are competing to gain the contract. - Çok sayıda şirket sözleşmeyi kazanmak için yarışıyor.

çok
a world of

A good night's sleep will do you a world of good. - İyi bir gece uykusu sana çok iyi gelecek.

çok
darned
çok
infinitely

Life would be infinitely happier if we could only be born at the age of eighty and gradually approach eighteen. - Sadece seksen yaşında doğabilseydik ve yavaş yavaş on sekiz yaşına varabilseydik, yaşamımız çok daha mutlu olurdu.

I have much studied both cats and philosophers. The wisdom of cats is infinitely superior. - Hem kedileri hem de filozofları çok inceledim. Kedilerin bilgeliği son derece üstündür.

çok
uprising

The uprising was brutally suppressed. - İsyan çok sert bir biçimde bastırıldı.

çok
abysmal
çok
along with a lot
çok
right

Tom has as much right to be here as Mary does. - Tom'un Mary'nin olduğu kadar çok burada olma hakkı var.

You may be right, but we have a slightly different opinion. - Haklı olabilirsin, ama bizim çok az farklı bir görüşümüz var.

çok
per-
çok
more

The more you know about him, the more you like him. - Onu tanıdıkça daha çok seversin.

Jon is far more attractive than Tom. - Jon, Tom'dan çok daha çekicidir.

çok
no end of
çok
oceans of
çok
good and
çok
some few
çok
enormously

I've always admired you enormously. - Sana her zaman çok hayran oldum.

Tom is an enormously gifted musician. - Tom çok yetenekli bir müzisyen.

çok
awfully

I'm awfully sorry that I was late. - Ben geç kaldığım için çok üzgünüm.

Tom seems awfully tired. - Tom çok yorgun görünüyor.

çok
madly
çok
soaking
çok
vast

Your intelligence is as vast as the distance between Bombay and Mumbai. - Senin zekan Bombay ve Mumbai arasındaki mesafe kadar çoktur.

There is a vast difference between being able to make oneself understood in English and mastering the English language perfectly. - Kendini İngilizce olarak ifade edebilmek ve İngiliz dilini mükemmel şekilde öğrenmek arasında çok büyük bir fark var.

çok
power

The man used much money to gain power. - Adam güç kazanmak için çok para kullandı.

Japan's army was very powerful. - Japonya'nın ordusu çok güçlüydü.

çok
excess

She smokes excessively. - O çok fazla sigara içiyor.

You shouldn't eat to excess. - Çok fazla yememelisin.

çok
strongly

Tom feels very strongly about this. - Tom bu konuda çok güçlü hissediyor.

I feel very strongly about this. - Bu konuda çok güçlü hissediyorum.

çok
not half
çok
multi

Tatoeba is really multilingual. All the languages are interconnected. - Tatoeba gerçekten çok dilli. Bütün diller birbirine bağlıdır.

This is why Tatoeba is multilingual. But not that kind of multilingual. Not the kind where languages are simply being paired up together, and where some pairs are left behind. - Tatoeba'nın çok dilli olmasının nedeni budur. Fakat o tür çok dilli değil. Dillerin sadece birlikte eşleştirildiği ve bazı çiftlerin geride bırakıldığı tür değil.

çok
stinking
çok
ever so
çok
positively
çok
terribly

Tom didn't seem terribly interested in learning French. - Tom Fransızca öğrenmekle çok fazla ilgileniyor gibi gözükmüyor.

Fadil knew that something was terribly wrong. - Fadıl bir şeylerin çok yanlış olduğunu biliyordu.

çok
full

He knew full well that he didn't have long to live. - O yaşamak için uzun zamanı olmadığını çok iyi biliyordu.

The play was so popular that the theater was almost full. - Oyun çok popülerdi ondan tiyatro neredeyse tam doluydu.

çok
rattling
çok
rich

Sometimes rich people look down on other people who do not have much money. - Bazen zengin insanlar çok parası olmayan diğer insanlara tepeden bakarlar.

I am poor, whereas my brothers are very rich. - Ben fakirim, oysa erkek kardeşlerim çok zengin.

çok
any number of
çok
unusually
çok
highly

I think highly of him. - Onu oldukça çok düşünüyorum.

Corn is the most highly subsidized crop in America. - Mısır, ABD'de en çok mali destek alan tarım ürünüdür.

çok
considerably

The cost of building the new hospital was considerably higher than first estimated. - Yeni hastane binasının maliyeti İlk tahmin edilenden çok daha yüksektir.

çok
above

This book is far above me. - Bu kitap benim çok üzerimde.

The plane was flying far above the clouds. - Uçak, bulutların çok üzerinde uçuyordu.

çok
wildly
çok
some little
çok
extensively
çok
copious
çok
dreadfully
çok
a lot of

What a lot of books he has! - Onun ne de çok kitabı var!

I plan to invite a lot of guests to the opening ceremony. - Açılış törenine çok misafir davet etmeyi planlıyorum.

çok
immensely
çok
many more
çok
in the extreme
çok
simply

There are very many people who read simply to prevent themselves from thinking. - Kendilerini düşünmekten engellemek için sadece okuyan pek çok insan vardır.

She always dresses very simply. - O her zaman çok sade şekilde giyinir.

çok
poly

Polyglots are sexier. Talk to us. - Çok dil bilenler daha seksidir. Bizimle konuş.

The Mormons have outlawed polygamy, but some adherents still practice it. - Mormonlar çok eşliliği yasa dışı ilan ettiler fakat bazı taraftarları onu hâlâ uyguluyor.

çok
hugely

The austerity measures that many city governments have implemented are hugely unpopular. - Pek çok kent yöneticilerinin uyguladığı kemer sıkma politikası son derece sevimsizdir.

çok
terrifically
çok
large

These dresses are too large. - Bu elbiseler çok büyük.

This bird's large wings enable it to fly very fast. - Bu kuşun büyük kanatları onun çok hızlı uçmasını sağlar.

çok
only too

She was only too glad to help us. - O bize yardım etmek için sadece çok sevinçliydi.

I'm only too happy to help. - Sadece yardım etmek için çok mutluyum.

çok
numbers of
çok
roaring
Çok
gobs of
çok
multitudinous
çok
well

That tie suits you very well. - Bu kravat sana çok iyi uyuyor.

Tony can play tennis very well. - Tony, çok iyi tenis oynayabilir.

çok
a great deal

He earns a great deal. - O, oldukça çok kazanır.

He made a great deal of money selling milk. - O süt satarak çok para yaptı.

çok
the so
çok
to bits
çok
poly-
çok
damned

Fuck, I cannot sleep because those damned owls are hooting so loudly. - Lanet, uyuyamıyorum çünkü o lanet baykuşlar çok yüksek sesle ötüyorlar.

çok
hell

Oh, hello. It's quite hot today really! - Oh merhaba. Bugün hava gerçekten çok sıcak!

çok
plenty of

Tom had plenty of chances to apologize, but he didn't. - Tom'un özür dilemek için çok fırsatı vardı, ama bunu yapmadı.

Tom certainly had plenty of opportunities to go to concerts while he was in Boston. - Tom Boston'da iken konserlere gitmek için kesinlikle çok fırsatı oldu.

çok
many, much; very; so; a lot (of), lots (of), plenty (of), a deal (of), a good deal of, a great deal (of); too, extremely, awfully, dreadfully; abundant
çok
greatly

The noise of city life annoys me greatly. - Şehir yaşamının gürültüsü beni çok sinirlendiriyor.

Tom misses his mother greatly. - Tom annesini çok özlüyor.

çok
acres and acres
çok
much; many, a lot of, lots of, plenty of
çok
deeply

I feel for you deeply. - Senin için çok üzülüyorum.

Tom deeply regretted doing what he had done. - Tom yaptıklarını yaptığına çok pişman oldu.

çok
precious

All socks are very precious. - Tüm çoraplar çok değerlidir.

These books are very precious to us. - Bu kitaplar bizim için çok değerli.

çok
heavily

Before Tom met Mary, he drank heavily. - Tom Mary ile tanışmadan önce, çok içerdi.

Bill hates his father smoking heavily. - Bill babasının çokça sigara içmesinden nefret ediyor.

çok
largely

The audience was largely made up of very young children. - Seyirci çoğunlukla çok küçük çocuklardan oluşuyordu.

çok
loads of
çok
heartily
çok
heaps of
çok
over

A lot of people want peace all over the world. - Dünyanın her yerinde çok sayıda insanlar barış istiyorlar.

Due to overfishing, some fish stocks are now at perilously low levels. - Çok fazla balık avı dolayısıyla, bazı balık stokları şimdi tehlikeli derecede düşük seviyelerde.

çok
fantastically
çok
very much

I am very much relieved to know that. - Onu bildiğim için çok rahatladım.

Thank you very much for your present. - Hediyen için çok teşekkürler.

çok
jolly
çok
galore
çok
often, long (time)
çok
beast

You're a beast! You haven't even missed one question! - Sen sorularda çok iyisin! Birtek soruda başarısız olmadın!

These beasts are very friendly. - Bu canavarlar çok cana yakın.

çok
perishingly
çok
rattle
çok
{s} profuse

Tom was sweating profusely after a half an hour on the treadmill. - Tom, koşu bandındaki yarım saatten sonra çok terliyordu.

çok
thundering
çok
tireless
çok
terrible

Smoking is terrible for your health. - Sigara içmek sağlığınız için çok kötüdür.

You're so good at writing. I'm terrible. - Yazma konusunda çok iyisin. Ben kötüyüm.

çok
whopping
çok
be thick with
çok
spanking
çok
whacking
çok
a whale of
çok
lots

The game excited lots of people. - Oyun çok sayıda insanı heyecanlandırdı.

We had lots of fun at the picnic. - Biz piknikte çok eğlendik.

çok
umptieth
çok
bally
çok
beyond

They live beyond their means. - Onlar kazandıklarından çok para harcıyorlar.

Recently, the increasing diversity of computer use has extended far beyond the realms of the office. - Son zamanlarda, bilgisayar kullanımında artan çeşitlilik, ofis alanlarının çok ötesine uzandı.

çok
molto
çok
sadly

Sadly, I'm not a very good dancer. - Ne yazık ki, ben çok iyi bir dansçı değilim.

çok
gob
çok
mighty
çok
{s} umpteenth
çok
streak
çok
a whale of a lot
çok
spankiny
çok
remarkable

For a girl of her age, Mary expresses very clever, remarkable thoughts. - Onun yaşındaki bir kız için, Mary çok zeki, dikkat çekici düşünceler ifade eder.

On the outside this building is not remarkable, but if you look inside there is a courtyard with a very beautiful garden. - Bu bina dışarıdan dikkat çekici değildir ama içine bakarsanız çok güzel bahçeli bir iç avlu vardır.

çok
terrific

Tom is a terrific all-around athlete. - Tom müthiş çok yetenekli bir atlettir.

çok
{s} prodigal
çok
vastly
çok
pretty

Jane is very pretty and kind. - Jane çok güzel ve nazik.

This park is pretty big; it has a lot of trees and many flowers. - Park oldukça büyüktür; Çok sayıda ağaçları ve çok sayıda çiçekleri vardır.

çok
beastly
çok
ream
çok
sharpset
çok
perishing
çok
dreadful
çok
qualification
çok
saintly
çok
revoltingly
çok
sopping
çok
{s} umpteen
çok
{s} some

Due to overfishing, some fish stocks are now at perilously low levels. - Çok fazla balık avı dolayısıyla, bazı balık stokları şimdi tehlikeli derecede düşük seviyelerde.

To take something too far. - Bir şey alamayacak kadar çok uzak.

çok
premium
çok
{s} rank
çok
per

Personal computers are of great use. - Kişisel bilgisayarlar çok faydalıdırlar.

Your success depends a lot on how your manager and other people in the office perceive you. - Sizin başarınız daha çok sizin yöneticinizin ve bürodaki diğer insanların sizi nasıl algıladığına bağlıdır.

التركية - التركية
çok zaman önce, çok zamandan beri, öteden beri, uzun süreden beri, çoktandır: "İçeri girdiklerinde birinci film çoktan başlamış, hatta sonuna bile yaklaşmıştı."- H. Taner
çok
Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı: "Bana matematik çok kolay geldi."- F. R. Atay
Çok
(Osmanlı Dönemi) UKAMİS
Çok
fena
Çok
deste
Çok
(Osmanlı Dönemi) UBR
Çok
geniş

New York'un caddeleri çok geniştir. - New York'un caddeleri çok geniş.

New York'un caddeleri çok geniş. - New York'un caddeleri çok geniştir.

Çok
düzine
Çok
(Osmanlı Dönemi) HUFAL
Çok
(Osmanlı Dönemi) NİHAYET
çok
Sayı, güçlük, süre vb. bakımından aşırılık bildirir: "Sanırım ki anamı daha çok severim."- M. Ş. Esendal
çok
Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı
çok
Sayı, güçlük, süre vb. bakımından aşırılık bildirir
çok
molto
çok
piu
çok
(Osmanlı Dönemi) kesîr
çoktan
المفضلات