Kız kardeşim mükemmel görüşe sahiptir.
- My sister has perfect vision.
O, mükemmel bir centilmendir.
- He is a perfect gentleman.
Kim kendi anadilini kusursuz bir biçimde bilir?
- Who knows his own mother tongue perfectly?
O kusursuzca anlaşılabilir.
- That's perfectly understandable.
Biz mükemmellik için çaba harcıyoruz.
- We're striving for perfection.
Mükemmellik sıkıcı mı?
- Is perfection boring?
Hayali gitar becerilerini mükemmelleştirmek için saatler harcadı.
- He spent hours perfecting his air guitar skills.
Her şey dört dörtlük olmalı.
- Everything must be nothing less than perfect.
Tom şu anki aylığından tamamen memnun.
- Tom is perfectly satisfied with his current salary.
Tom'un tamamen güvenli olacağına sizi temin ederim.
- I assure you Tom will be perfectly safe.
Kusursuzluk diye bir şey yoktur.
- There's no such thing as perfection.
Kusursuzluk diye bir şey yoktur.
- There's no such thing as perfection.
perfect an appeal; perfect an interest; perfect a judgment.
Practice makes perfect.
Your timing's perfect.
- Your timing is perfect.
It makes perfect sense!
- It makes perfect sense.
... How do you train for the perfect Beckham kick? ...
... You know, four years ago I said that I'm not a perfect man and I wouldn't be a perfect ...