Andrina'nın işleri ciddiye almadığını bilirim ama kendisi harika bir arkadaş.
- I know Andrina doesn't take things seriously, but she is a wonderful friend.
Bildiği kadarıyla işler yolunda gidiyordu.
- So far as he was concerned, things were going well.
Tatoeba'ya yüzlerce cümle yazmak isterdim ama yapmam gereken şeyler var.
- I would love to write hundreds of sentences on Tatoeba, but I've got things to do.
Çeşitli şeyler hakkında konuştuk.
- We talked about various things.
Bunlar senin eşyaların mı?
- Are these your things?
Eşyaları biraz daha ciddi bir şekilde al.
- Take things a little more seriously.
Böyle bir şey olacak son kişi olduğunuzu düşündüm.
- I thought you'd be the last person to do such a thing.
Bütün bu şeyi planlayan kişi sen miydin?
- Were you the one who planned this whole thing?
Biz olaylara kızmamalıyız: onlar hiç umursamıyor.
- We must not get angry at things: they don't care at all.
Tom'un çoğunlukla olayları hatırlama sorunu var.
- Tom often has trouble remembering things.
Büyük annem giysiler örmeyi seviyor.
- My grandmother likes to weave things.
Bir Japon insanı böyle bir şeyi asla yapmazdı.
- A Japanese person would never do such a thing.
Bir insanın asla pişman olmayacağı tek şey onun hatalarıdır.
- The only thing one never regrets are one's mistakes.
Canlılar hücrelerden oluşur.
- Living things are made from cells.
Tüm canlılar bir gün ölür.
- All living things die some day.
İnsanlar sevilmek, nesneler ise kullanılmak için yaratılmıştı. Dünya kaos içinde, çünkü her şey karşıt.
- People were created to be loved, things were created to be used. The world is in chaos, because everything is opposite.
Aşağıdaki sözcüklere adıl denir ve cümlede özne olarak kullanılırlar. Onlar bir kişi veya nesne sunarlar.
- The following words are called pronouns and are used as the subject of a sentence. They represent a person or a thing.
Tom ihtiyaç duymadığı birkaç şey satın aldı.
- Tom bought a few things he didn't need.
Yapmanıza ihtiyaç duyduğum bir şey daha var.
- There's one more thing I need you to do.
Profesör Brown konuları çok iyi açıklıyor.
- Professor Brown explains things very well.
Biz okuldan sonra her zaman birçok şey hakkında konuştuk.
- We always talked about a lot of things after school.
Kimse eşyanın nasıl yapıldığını açıklayamadı.
- Nobody could explain how the thing was made.
Hiç kimse şimdiye kadar böyle bir şey görmedi.
- No one ever saw such a thing.
you poor thing.
The thing is, I don't have any money.
... A COUPLE OF THINGS ARTHUR OBVIOUSLY DOESN'T HAVE. ...
... WHEN YOU'RE WEARING ONE OF THOSE THINGS, ...