savun

listen to the pronunciation of savun
الفنلندية - التركية
duman çıkarmak
hiddetlenmek
keskin kokulu gaz
الفنلندية - الإنجليزية
fume
التركية - الإنجليزية
{f} advocate

He advocated abolishing class distinctions. - O, sınıf ayrımlarının ortadan kaldırılmasını savundu.

He advocates a revision of the rules. - Kuralların bir revizyonunu savunuyor.

{f} defending

I was defending myself. - Kendimi savunuyordum.

No one is defending my country. - Kimse ülkemi savunmuyor.

defend

The defenders checked the onslaught by the attackers. - Savunucular saldırganlar tarafından yapılan saldırıyı kontrol etti.

They defended their country against the invaders. - Onlar istilacılara karşı ülkelerini savundular.

argue for
stick up for

I will never forgive you because you did not stick up for me at the meeting. - Beni toplantıda savunmadığın için seni asla affetmeyeceğim.