O civatayı dik durdurdu.
- She stood bolt upright.
Boş torba dik duramaz.
- An empty bag can't stand upright.
Bir ev, çimentodan yapılmış sağlam bir temel üstüne inşa edilmiştir.
- A house is built on top of a solid foundation of cement.
Bu kitabı diğerlerinin üstüne koy.
- Put this book on top of the others.
Deprem vurduğunda masanın üstündeki her şey tıkırdamaya başladı.
- Everything on top of the table started rattling when the earthquake hit.
Tom silahını buzdolabının üstündeki kurabiye kavanozuna sakladı.
- Tom hid the gun in the cookie jar on top of the refrigerator.
Ne zaman bir dağın tepesinde olsam kendimi minnettar hissediyorum.
- Whenever I'm on top of a mountain, I feel grateful.
Dağın tepesindeki hava çok inceydi.
- The air on top of the mountain was very thin.
O, dimdik ayağa fırladı.
- She stood bolt upright.
I have sorted out the problems and am now on top of the situation.
. . and on top of all that, I got a puncture!.