oynat

listen to the pronunciation of oynat
التركية - الإنجليزية
play

I tried to get Tom and Mary to play with John. - Tom ve Mary'yi John'la oynatmaya çalıştım.

He got a new CD player yesterday. - O dün yeni bir CD oynatıcı aldı.

(Bilgisayar) animate
{f} removing
oyna
{f} play

I am learning Japanese to play mahjong in Japan. - Japoncayı Japonya'da mahjong oynamak için öğreniyorum.

I will teach you to play chess. - Sana satranç oynamayı öğreteceğim.

oyna
{f} playing

I like playing football. - Futbol oynamayı severim.

He is fond of playing tennis. - O, tenis oynamaya düşkün.

otomatik oynat
(Bilgisayar) auto-play
oyna
(Bilgisayar) poke

One thing you should know about me is that I play poker every Friday night. - Benim hakkımda bilmen gereken bir şey her cuma gecesi poker oynamamdır.

Tom doesn't know how to play poker. - Tom nasıl poker oynayacağını bilmiyor.

video oynat
(Bilgisayar) play video
oyna
fiddle with
oyna
{f} frisk

I'm feeling a little frisky. - Kendimi biraz oynak hissediyorum.

oyna
{f} frisking
oyna
toy with

Don't toy with her affections. - Onun duyguları ile oyun oynama.

You think you can toy with me, but I don't play games. - Benimle oynayabileceğini düşünüyorsun ama ben oyun oynamam.

Oyna
curveball
görüntü oynat
(Bilgisayar) play videos
oyna
toy

Bill often plays with toys by himself. - Bill genellikle tek başına oyuncakları ile oynar.

The children played with toy blocks. - Çocuklar oyuncak bloklarla oynadılar.

oynat
المفضلات