Don't do wicked things.
- Kötü şeyler yapmayın.
Punish the wicked and save the weak.
- Kötüleri cezalandır ve zayıfları koru.
Money is the root of all evil.
- Para tüm kötülüklerin anasıdır.
In my opinion, Twitter bird is the most evil bird in our world.
- Kendi görüşüme göre, Twitter kuşu dünyamızdaki en kötü kuştur.
I've got a bad stomachache.
- Kötü bir karın ağrım var.
Don't say bad things about others.
- Diğerleri hakkında kötü şeyler söyleme.
He has poor eyesight.
- Onun görme kabiliyeti kötü.
The rice crop is poor this year.
- Pirinç hasatı bu yıl kötü.
Tom gave Mary a nasty look.
- Tom Mary'ye kötü bir görünüm verdi.
He caught a nasty cold because he stayed up late last night.
- Dün gece geç saatlere kadar yatmadığı için kötü üşüttü.
I've had a lousy day.
- Kötü bir gün geçirdim.
We're expecting lousy weather today.
- Bugün kötü hava bekliyoruz.
The weather was miserable yesterday.
- Hava dün çok kötüydü.
The experiment resulted in a miserable failure.
- Deney çok kötü bir başarısızlıkla sonuçlandı.
He is an evildoer, are you aware of that?
- O bir kötülük eden bir kimse, bunun farkında mısın?
My prognosis is bleak.
- Benim prognozum kötü.
It would be unfair if we treated him so badly.
- Biz ona çok kötü davranırsak, haksızlık olur.
I must have expressed myself badly.
- Ben kendimi kötü bir şekilde ifade etmiş olmalıyım.
Ford was poorly educated.
- Ford kötü eğitim gördü.
Tom did poorly on the test.
- Tom testte kötü şekilde yaptı.
Don't cry. There's nothing wrong.
- Ağlama. Kötü bir şey yok.
I felt bad, so I was admitted into the hospital. However, it turned out that there was nothing really wrong with me.
- Kötü hissediyordum, bu yüzden hastaneye kabul edildim. Fakat bende gerçekten sağlıksız bir şey olmadığı anlaşıldı.
Sami was feeling unwell.
- Sami kendini kötü hissediyordu.
Unfortunately, I have bad news.
- Ne yazık ki kötü haberim var.
Unfortunately, Brian met with bad weather.
- Ne yazık ki, Brian kötü hava ile karşılaştı.
I had a bad cough, so I took the bitter medicine.
- Kötü bir öksürüğüm vardı, bu yüzden acı reçete aldım.
The corruption of the best is the worst.
- En iyi yolsuzluk, en kötüdür.
We hate our wicked and corrupt leaders!
- Biz kötü ve yolsuz liderlerimizden nefret ediyoruz!
How awful to reflect that what people say of us is true!
- İnsanların hakkımızda söylediklerinin doğru olduğunu bilmek ne kadar kötü!
I have a nasty feeling something awful is going to happen.
- Berbat bir şey olacağına dair içimde kötü bir his var.
He's still in poor health after his illness.
- Hastalığından sonra onun sağlığı hâlâ kötü.
He resigned on the grounds of ill health.
- O kötü sağlık gerekçesiyle istifa etti.
Nigger is an offensive word.
- Zenci kötü bir kelimedir.
Tom is a malignant narcissist.
- Tom kötü huylu bir narsisist.
George III has been unfairly maligned by historians.
- George III, tarihçiler tarafından haksız yere kötü muamele gördü.
He is not ashamed of his misconduct.
- Görevini kötüye kullanmaktan çekinmez.
The weather was miserable yesterday.
- Hava dün çok kötüydü.
Some superstitious people in America believe that if a black cat crosses your path, you'll have bad luck.
- Amerika'daki bazı batıl inançlı insanlar eğer bir kedi sizin yolunuzdan geçerse, kötü şansınız olacağına inanıyor.
I don’t believe that black cats cause bad luck.
- Kara kedilerin kötü şans getirdiklerine inanmıyorum.
Bad weather forced us to call off the picnic.
- Kötü hava pikniği iptal etmemiz için bizi zorladı.
This gas gives off a bad smell.
- Bu gaz kötü bir koku verir.
This medicine tastes horrible.
- Bu ilacın tadı çok kötü.
Tom couldn't shake the feeling that something horrible was about to happen.
- Tom kötü bir şey olmak üzere olduğu hissini atlatamadı.
It got dark, and what was worse, it began to rain.
- Hava karardı ve daha da kötüsü yağmur yağmaya başladı.
Beth is afraid of the dark because of her evil brother.
- Beth kötü erkek kardeşinden dolayı karanlıktan korkuyor.
The weather today is worse than yesterday.
- Bugün hava dünkünden daha kötü.
The wind was blowing violently, and to make matters worse, it began raining.
- Rüzgar şiddetli esiyordu ve daha da kötüsü, yağmur yağmaya başladı.
I'm sorry that I said such mean things about you and Tom.
- Sen ve Tom hakkında böylesine kötü şeyler söylediğime üzgünüm.
You called me at bad time. Sorry, I'm busy.
- Kötü bir zamanda beni aradın. Üzgünüm, meşgulüm.
There was no malice in what he did.
- Onun yaptığında hiçbir kötü niyet yoktu.
He did it without malice.
- Onu kötü niyet olmadan yaptı.
In this story, the hero is also the villain.
- Bu hikayede kahraman da kötü adam.
Tom is a comic book villain.
- Tom bir çizgi roman kötü adamıdır.
Sami was a vicious malicious salesman.
- Sami kötü niyetli bir satıcıydı.
Malicious gossip spreads like wildfire. I guess that's why they say bad news travels fast.
- Kötü niyetli dedikodular orman yangını gibi yayılır.Sanırım kötü haber tez yayılır demelerinin nedeni budur.
The most infamous expression for the year 2011 is Kebab murders.
- 2011 yılının en kötü şöhretli ifadesi Kebap cinayetleridir.
While in jail, Tom befriended John, an infamous car thief.
- Tom, hapiste iken, kötü şöhretli bir araba hırsızı olan John'la arkadaş oldu.
Tom is a malignant narcissist.
- Tom kötü huylu bir narsisist.
Tanning is stinky work.
- Tabaklama kötü kokulu bir iştir.
Malnutrition occurs when a person's diet contains too few or too many nutrients.
- Kötü beslenme bir kişinin diyetinde çok az ya da çok besin içerdiği zaman oluşur.
The stench is overpowering.
- Kötü koku bayıltıyor.
Tom is in worse shape than John.
- Tom, John'dan daha kötü durumda.
Tom has been in far worse situations than this.
- Tom bundan çok daha kötü durumdaydı.