Hoşuna gitsin ya da gitmesin, her durumda erken ayrılmak zorundasın.
- In any case, you have to leave early, whether you like it or not.
O beni aradığında evden ayrılmak üzereydim.
- I was about to leave my house when she rang me up.
Bu paketleri kısa bir süreliğine bırakmak istiyorum.
- I want to leave these packages for a while.
Dışarı çıkmadan önce kapıyı kilitlemeden bırakmak onun dikkatsizliğiydi.
- It was careless of her to leave the door unlocked when she went out.
Şimdi gitmemize izin verir misin?
- Will you permit us to leave now?
O iki hafta izin aldı ve Çin'i ziyaret etti
- She took two weeks' leave and visited China.
Gitmek isteyen birini kalmaya zorlayamazsın. Eğer kalmak istersem, beni gitmeye zorlayabilirler mi?
- You cannot force someone to stay if they want to leave. If I want to stay, can they force me to leave?
Geride kalmak yerine terk etmeyi seçtim.
- I chose to leave instead of staying behind.
Hemen yola çıkmak zorundayız.
- We have to leave at once.
Yola çıkmak için ne zaman hazır olursun?
- When will you be ready to leave?
Onlarla kapıda vedalaştım.
- I took my leave of them at the gate.
O ayrılmak üzereyken vedalaştı.
- He said farewell as he was about to leave.
Please leave a message after the beep or drop some candies in our mailbox.
- Bitte hinterlassen Sie eine Nachricht nach dem Piepton oder werfen Sie uns Bonbons in den Briefkasten.
May I leave my phone number?
- Kann ich meine Telefonnummer hinterlassen?