As Jesus passed along the Sea of Galilee, he saw Simon and his brother Andrew casting a net into the lake.
- İsa, Galilee Denizi boyunca geçerken, Simon ve kardeşi Andrew'in göle bir ağ attıklarını gördü.
The bus rattled as it drove along the bumpy road.
- Otobüs engebeli yol boyunca giderken takırdadı.
War has produced famine throughout history.
- Savaş, tarih boyunca sıkıntı üretti.
He has worked throughout the whole day.
- O, bütün gün boyunca çalışmaktaydı.
During his seven years in Japan, he studied Japanese in earnest.
- Japonya'da yedi yılı boyunca, ciddi olarak Japonca çalıştı.
I stayed at my uncle's during the summer.
- Ben yaz boyunca amcamın evinde kaldım.
In the course of a year my son grew stronger.
- Bir yıl boyunca oğlum daha da güçlendi.
Afghanistan and Iran both changed their national anthems several times in the course of the 20th century.
- Afganistan ve İran her ikisi de milli marşlarını 20.yüzyıl boyunca birkaç kez değiştirmişti.
I walked across the park.
- Ben park boyunca yürüdüm.
I sometimes talk to my neighbor across the fence.
- Bazen çit boyunca komşumla konuşurum.
I'll never see him again as long as I live.
- Hayatım boyunca onunla bir daha görüşmeyeceğim.
I saw Tom walking down the beach.
- Tom'u sahil boyunca yürürken gördüm.
Tom walked down the hall alone.
- Hol boyunca tek başıma yürüdüm.
I was roaming over the mountains all through the night.
- Bütün gece boyunca dağlarda dolaşıyordum.
Tom borrowed some books from the library to read over the weekend.
- Tom hafta sonu boyunca okumak için kütüphaneden bazı kitaplar ödünç aldı.
The gate is closed all the year round.
- Kapı tüm yıl boyunca kapalı.
It is very cold here all the year round.
- Burası tüm sene boyunca soğuk olur.
All along the Seine, there are lamps.
- Tüm Seine nehri boyunca lambalar vardır.
There were scribbles all along the wall.
- Bütün duvar boyunca karalamalar vardı.
She cried throughout the night.
- Bütün gece boyunca ağladı.
The dog kept barking all through the night.
- Köpek bütün gece boyunca havlamayı sürdürdü.
Tom came all the way from Boston.
- Tom yol boyunca Boston'dan geldi.
The train was so crowded that I had to keep standing all the way.
- Tren o kadar kalabalıktı ki ben bütün yol boyunca ayakta durmak zorunda kaldım.
War has produced famine throughout history.
- Savaş, tarih boyunca sıkıntı üretti.