Pardon me, do you speak English?
- Afedersiniz, İngilizce konuşur musunuz?
Pardon me, how do I get to Downing Street from here?
- Afedersiniz ,Downing sokağına burdan nasıl ulaşırım?
Sorry. I didn't mean to bother you.
- Afedersiniz. Sizi rahatsız etmek istememiştim.
Excuse me, is this seat taken?
- Afedersiniz, burası dolu mu?
Excuse me, but I'm looking for the post office.
- Afedersiniz, ama postaneyi arıyorum
Excuse me, do you know what time it is?
- Afedersiniz, saatin kaç olduğunu biliyor musunuz?
Excuse me, but I'm looking for the post office.
- Afedersiniz, ama postaneyi arıyorum
I'm sorry, I've forgotten your name.
- Affedersiniz, adınızı unuttum.
I'm sorry, but it's no longer available.
- Affedersiniz ama bu video artık mevcut değil.
Excuse me, but I feel sick.
- Affedersiniz, ama hasta hissediyorum.
Excuse me, is there a toilet nearby?
- Affedersiniz, yakında bir tuvalet var mı?
I'm sorry, I've forgotten your name.
- Affedersiniz, adınızı unuttum.
Sorry, I didn't hear.
- Affedersiniz, duymadım.
Excuse me, but I feel sick.
- Affedersiniz, ama hasta hissediyorum.
Excuse me. Who are you?
- Affedersiniz. Siz kimsiniz?
Pardon me, I came in because I thought the room was free.
- Affedersiniz, boş olduğunu düşündüğüm için odaya girdim.
Pardon me, what's the name of this place?
- Affedersiniz, Bu yerin isme ne?