When he openly declared he would marry Pablo, he almost gave his grandmother a heart attack and made his aunt's eyes burst out of their sockets; however, his little sister beamed with pride.
- O Pablo ile evleneceğini açıkça ilan ettiğinde, neredeyse büyük annesine kalp krizi geçirtecekti , halasının gözlerini yuvasından fırlattıracaktı fakat küçük kız kardeşi gururla baktı.
Don't sleep with the windows open.
- Pencereler açık uyuma.
I can barely keep my eyes open.
- Zar zor gözlerimi açık tutabiliyorum.
Tom expressed himself clearly.
- Tom kendini açıkça ifade etti.
Express your idea clearly.
- Fikrini açıkça ifade et.
This drink clearly has the same flavor as tea.
- Bu içecek açıkça çay ile aynı tadı içeriyor.
You must speak clearly in company.
- Şirkette açıkça konuşmalısın.
After rain comes fair weather.
- Yağmurdan sonra açık hava gelir.
She has a fair complexion.
- Onun açık bir teni vardır.
It is definite that he will go to America.
- Onun Amerika'ya gideceği açık.
Brian is mad because Chris obviously does not intend to return the money.
- Chris'in açıkça parayı getirmeye niyeti olmadığı için Brian çıldırdı.
It's obvious he's wrong.
- Onun hatalı olduğu açıktır.
The turquoise colour evokes the colour of clear water, it's a light and pale blue.
- Turkuaz rengi, berrak su rengini çağrıştırıyor, açık ve soluk bir mavi.
At daytime, we see the clear sun, and at nighttime we see the pale moon and the beautiful stars.
- Gündüzleri açık bir güneş görürüz, ve geceleri solgun bir ay ve güzel yıldızları görürüz.
She has green eyes and light brown hair.
- Onun yeşil gözleri ve açık kahverengi saçı var.
We had Tom paint the fence light green.
- Çiti Tom'a açık yeşile boyattık.
His meaning is quite plain.
- Onun söylemek istediği oldukça açık.
It's quite plain that you haven't been paying attention.
- Dikkat etmediğin oldukça açık.
The front door was wide open.
- Ön kapı sonuna kadar açıktı.
The window was wide open.
- Pencere tamamen açıktı.
The store also opens at night.
- Mağaza gece de açıktır.
When he opened the door he had nothing on but the TV.
- Kapıyı açtığında TV dan başka açık bir şeyi yoktu.
Tom told Mary to keep the windows opened.
- Tom Mary'ye pencereleri açık tutmasını söyledi.
We'll straighten everything out.
- Her şeyi açıklığa kavuşturacağız.
Get your priorities straight.
- Önceliklerini açıklığa kavuştur.
After the wind has stopped, let's sail the boat off to the open sea.
- Rüzgar durduktan sonra, tekneyle açık denize yelken açalım.
Tom didn't offer any explanation.
- Tom herhangi bir açıklama sunmadı.
Tom is an outspoken person.
- Tom açık sözlü bir kişidir.
Mary is outspoken and smart.
- Mary açıksözlü ve akıllı.
Fewer graphics and more captions would make the description clearer.
- Daha az grafikler ve daha fazla başlık açıklamayı daha net yapabilir.
This should be obvious, but apparently it's not.
- Bu açık olmalı ama görünüşe göre değil.
It is apparent that he will win the election.
- Onun seçimi kazanacağı açık.
Evidently, Tom didn't want to go.
- Açıkçası Tom gitmek istemiyordu?
You said you would text me in the evening, but you lied, evidently.
- Akşamleyin bana mesaj atacağını söyledin ama açıkça yalan söyledin.
I prefer weak coffee.
- Açık kahveyi tercih ederim.
Tom is obviously still very weak.
- Tom açıkçası hâlâ çok zayıf.
This is patently unfair.
- Bu açıkça adil değil.
What will happen in the eternal future that seems to have no purpose, but clearly just manifested by fate?
- Hiçbir amacı yokmuş gibi görünen ama var olmaktan başka bir kaderi olmadığı da açık olan bir sonsuzluktaki sonsuz gelecekte neler olacak?
He offered no specific explanation for his strange behavior.
- O, onun tuhaf davranışı için özel bir açıklama yapmadı.
Could you be more specific?
- Biraz daha açık olur musun?
Nobody will say it so bluntly, but that is the gist of it.
- Hiç kimse bunu çok açıkça söylemeyecek ama bunun özü odur.
To put it bluntly, the reason this team won't win is because you're holding them back.
- Açık söylemek gerekirse, bu takımın kazanamayacak olmasının sebebi onları geride tutmanızdır.
He wrote a fine description of what happened there.
- O, orada ne olduğu ile ilgili güzel bir açıklama yazdı.
I don't like it when mathematicians who know much more than I do can't express themselves explicitly.
- Benim bildiğimden çok daha fazla bilen matematikçiler kendilerini açıkça ifade edemedikleri zaman bundan hoşlanmam.
I gave Tom explicit instructions.
- Tom'a açık talimatlar verdim.
Tom isn't very open to criticism.
- Tom eleştiriye çok açık değil.
The park is open to everybody.
- Park herkese açıktır.
My door is always open. Feel free to visit when you want.
- Kapım her zaman açık. İstediğin zaman ziyaret etmeye çekinme.
There Akai joins them and it becomes a free-for-all in front of the finish line.
- Orada Akai onlara katılır ve bu bitiş çizgisinin önünde herkese açık bir yarışma olur.
After the wind has stopped, let's sail the boat off to the open sea.
- Rüzgar durduktan sonra, tekneyle açık denize yelken açalım.
When we awoke, we were adrift on the open sea.
- Uyandığımız zaman, açık denizde akıntıya kapılıp sürükleniyorduk.
He confessed his crime frankly.
- Suçunu çok açık bir şekilde itiraf etti.
Here everything is forbidden that isn't expressly permitted.
- Burada açıkça izin verilmeyen her şey yasaktır.
During clear weather, the coast of Estonia is visible from Helsinki.
- Açık havada, Estonya kıyısı Helsinki'den görülebilir.
The window was wide open.
- Pencere tamamen açıktı.
Keep your eyes wide open!
- Gözlerinizi ardına kadar açık tutun.
We've decided to paint the walls light blue.
- Duvarları açık maviye boyamaya karar verdik.
He explained at length what had been decided.
- O, neye karar verildiğini uzun uzadıya açıkladı.
Tom has been declared brain dead.
- Tom'un beyin ölümü açıklandı.
He declared himself leader publicly.
- O, açık olarak kendini lider ilan etti.
Fadil exposed his dark secret.
- Fadıl karanlık sırrını açıkladı.
We had a good time in the open air.
- Açık havada iyi zaman geçirdik.
We had a party in the open.
- Bizim açık havada bir partimiz vardı.
Lower taxes don't cause deficits.
- Düşük vergiler açıklara neden olmaz.
Are trade deficits good or bad?
- Ticaret açıkları iyi mi yoksa kötü mü?
Tom is candid about his past.
- Tom geçmişi konusunda çok açıktır.
He officially announced his candidacy.
- O resmen adaylığını açıkladı.
Let me make myself crystal clear.
- Kendimi açık seçik ifade etmeme izin verin.
I explicitly told Tom not to do that.
- Tom'a açıkça onu yapmamasını söyledim.
Tom explicitly told Mary not to do that.
- Tom açıkça Mary'ye bunu yapmamasını söyledi.
I left the door unlocked.
- Kapıyı açık bıraktım.
She was careful not to leave the door unlocked.
- Kapıyı açık bırakmayacak kadar dikkatliydi.
Thank you for this revealing lecture!
- Bu açıklayıcı ders için teşekkürler!
I don't understand; you have to be more direct.
- Anlamıyorum; daha açık olmak zorundasın.
According to the manufacturer's directions, tires should be changed every 10 years.
- İmalatçının açıklamasına göre, her on yılda bir değiştirilmeli.
This is quite unequivocal.
- Bu oldukça açık anlamlıdır.
Their deep love for each other was unequivocal.
- Onların birbirlerine duydukları derin aşk oldukça açık.
A few seconds ago I was in the open air and the bright daylight, and now my eyes refuse to serve me in this darkness.
- Birkaç saniye önce ben açık havada ve parlak gün ışığındaydım ve şimdi gözlerim bu karanlıkta bana hizmet etmeyi reddediyor.
People who regularly work in the open air do not suffer from sleeplessness.
- Düzenli olarak açık havada çalışan kişiler uykusuzluk sıkıntısı çekmezler.
Strictly speaking, the earth is not round.
- Açıkçası dünya yuvarlak değil.
The store is open all the year round.
- Dükkan tüm yıl boyunca açıktır.
Tom left the box unprotected.
- Tom kutuyu açık bıraktı.
Write clear and unambiguous texts!
- Açık ve net metinler yazın!
Write unambiguous texts.
- Açık anlamlı metin yazın.
Rugby is an outdoor game.
- Ragbi bir açık hava oyunudur.
Tom loves being outdoors.
- Tom açık havayı çok seviyor.
He bore an unmistakable reference to his father. It made his mother cry.
- O, babasına açık bir referans taşıyordu. Bu, annesini ağlattı.
Hackers find new ways of infiltrating private or public networks.
- Hackerlar, özel ya da kamuya açık ağlara gizlice girmek için yeni yollar arıyorlar.
I defy you to make it public.
- Onu açıklamak için sana meydan okuyorum.
Racism today isn't so overt.
- Irkçılık bugün çok açık değildir.
On cloudy days, you can hear distant sounds better than in clear weather.
- Bulutlu günlerde, uzaktaki sesleri açık havadakilerden daha iyi duyarsın.
What caused the budget deficit?
- Bütçe açığına ne neden oldu?
A common way to finance a budget deficit is to issue bonds.
- Bir bütçe açığını finanse etmek için ortak bir yöntem tahviller çıkarmaktır.