I grew up driving a stick, but many people my age didn’t.
The lever sticks if you push it too far up.
His stroke with that two-piece stick is a good as anybody's in the club.
I am afraid I will get stuck if I try to fit through that tiny door.
He's really getting stuck in to his new job as chief executive. He's sacked half the boardroom staff already.
Dinner's ready! Quick, get stuck into it!.
If you really want to get stuck into a bit of archaeology, check out the Archaeological Resource Centre .
Why are you getting stuck into me all of the sudden? I didn't do anything!.
Can you shift this gate? I think it's stuck.
I'm stuck on this question in the test.
The rich people in that neighborhood were stuck up and not friendly at all.
Tom'un çok burnu havada.
- Tom is very stuck up.
Tanıdığım herkes Tom'un kibirli olduğunu düşünüyor.
- Everybody I know thinks Tom is stuck up.
Bütün gün bir ofiste mahsur kalmak istemiyorum.
- I don't want to be stuck in an office all day.
Evde mahsur kalmaktan bıktım.
- I'm sick of being stuck at home.
Üç aydır burada mahsur kaldık.
- We've been stuck here for three months.
Bütün gün bir ofiste mahsur kalmak istemiyorum.
- I don't want to be stuck in an office all day.
Burada seninle çıkmazda olduğumu mu söylüyorsun?
- Are you telling me I'm stuck here with you?
Bütün gün bir ofiste mahsur kalmak istemiyorum.
- I don't want to be stuck in an office all day.
Ona yapmamasını söylememe rağmen o düşüncesine yapışmış.
- He stuck to his opinion though I told him not to.
Tek kanıt, iç çamaşırına yapışmış sperm iziydi.
- The only evidence was the traces of semen stuck to the underwear.
Boğazımda takılmış bir balık kılçığını çıkarmayı denemek istiyorum.
- I want to try and get a fish bone stuck in my throat.
Arabam çamura saplanmış. Onu dışarı itmem için bana yardımcı olabilir misin?
- My car is stuck in the mud. Could you help me push it out?
Sonra küçük Gerda, onun göğsüne dökülen, oradan kalbine nüfuz edip, buz kalıbını eriten ve orada saplanmış olan küçük cam parçasını alıp götüren sıcacık gözyaşlarını döktü.
- Then little Gerda wept hot tears, which fell on his breast, and penetrated into his heart, and thawed the lump of ice, and washed away the little piece of glass which had stuck there.
Tom bir trafik sıkışıklığında saplanıp kaldı.
- Tom got stuck in a traffic jam.
Sonra küçük Gerda, onun göğsüne dökülen, oradan kalbine nüfuz edip, buz kalıbını eriten ve orada saplanmış olan küçük cam parçasını alıp götüren sıcacık gözyaşlarını döktü.
- Then little Gerda wept hot tears, which fell on his breast, and penetrated into his heart, and thawed the lump of ice, and washed away the little piece of glass which had stuck there.
Tom'un kibirli olduğunu düşünüyorum.
- I think Tom is stuck-up.
Bill Mary'ye aşık gibi görünüyor.
- Bill seems to be stuck on Mary.
... it won't run it. It won't boot, the operating system won't run. You're just stuck there ...
... they're stuck. And this is the reason why AARP has said that your plan would weaken ...