Tom suffers from multiple sclerosis.
- Tom çoklu doku sertleşmesinden muzdarip.
Multiple injuries have been reported.
- Çoklu yaralanmalar bildirildi.
I'm pretty good at multitasking.
- Çoklu görevde oldukça iyiyim.
I've tried to stop multitasking.
- Çoklu görevi durdurmaya çalıştım.
John is not as old as Bill; he is much younger.
- John Bill kadar yaşlı değil; çok daha genç.
I was much frightened at the sight.
- Ben görünce çok korktum.
You know many interesting places, don't you?
- Çok enteresan yerler biliyorsun, değil mi?
Indonesia consists of many islands and two peninsulas.
- Endonezya çok fazla adadan ve iki yarımadadan oluşur.
Understanding you is really very hard.
- Seni anlamak gerçekten çok zor.
These are very old books.
- Bunlar çok eski kitaplar.
That's not very fair, is it?
- Bu çok adil değil, değil mi?
The teacher was very fair when she marked our exams.
- Öğretmen, sınavlarımızda not verirken çok adildi.
It was too difficult for me.
- Bu benim için çok zordu.
I have too much homework today.
- Bugün, çok fazla ödevim var.
She's a very good teacher.
- O çok iyi bir öğretmendir.
It's good now; neither too heavy nor too light.
- O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.
Seaside resorts, such as Newport, are very crowded in summer.
- Newport gibi, deniz kenarındaki tatil köyleri yaz aylarında çok kalabalıktır.
Writers such as novelists and poets don't seem to benefit much from the advance of science.
- Romancılar ve şairler gibi yazarlar bilimin avantajından çok fazla yararlanıyor gibi görünmüyorlar.
Japanese tourists abroad are big spenders.
- Yurt dışındaki Japon turistler çok para harcarlar.
Tokyo is a very big city.
- Tokyo çok büyük bir şehirdir.
I'm feeling a lot better.
- Çok daha iyi hissediyorum.
He caused his parents a lot of anxiety.
- Ailesini çok endişelendirdi.
Oil is abundant in that country.
- Şu ülkede petrol çoktur.
Very large windows assure abundant natural daylight.
- Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.
As a new father, I gave my first child plenty of books.
- Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.
Tom should have plenty of time.
- Tom'un çok zamanı olmalı.
Tom is very tidy, isn't he?
- Tom çok düzenli, değil mi?
You're not very tidy.
- Sen çok düzenli değilsin.
I'm not sure, but perhaps Tom is already dead.
- Emin değilim ama belki de Tom çoktan öldü.
God is dead. And I don't feel so good either.
- Tanrı öldü ve ben de çok iyi hissetmiyorum.
I've been to Boston countless times.
- Pek çok kez Boston'a gittim.
He spent countless hours preparing for the test.
- Teste hazırlanmak için çok saatler harcadı.
I was very exuberant.
- Ben çok hayat doluydum.
Tom lives a very lavish lifestyle.
- Tom çok savurgan bir yaşam tarzı sürdürüyor.
We had lots of fun at the picnic.
- Biz piknikte çok eğlendik.
Listening to music is lots of fun.
- Müzik dinlemek çok eğlenceli.
You must not depend so much on others.
- Diğerlerine çok fazla bağımlı olmamalısın.
I had no idea that Tom knew so much about zebras.
- Tom'un zebralarla ilgili çok şey bildiğine dair bir fikrim yoktu.
There are numerous reasons to be hopeful.
- Umutlu olmak için çok sayıda sebep var.
There are numerous universities in Kyoto.
- Kyoto'da çok sayıda üniversite var.
I'm feeling a lot better.
- Çok daha iyi hissediyorum.
What a lot of books he has!
- Onun ne de çok kitabı var!
He said he was already more than fifty years old, fifty five, to be precise.
- O çoktan elli yaşından daha fazla olduğunu, tam olarak elli beş olduğunu söyledi.
Layla was a very deadly woman.
- Leyla çok ölümcül bir kadındı.
The traffic was very heavy. The cars were lined up bumper to bumper.
- Trafik çok yoğundu. Arabalar tampon tampona dizilmişti.
The bag was too heavy for me to carry by myself.
- Çanta benim tek başıma taşıyamayacağım kadar çok ağırdı.
A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low.
- Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.
There are very few shops and the cinema is awful.
- Burada çok az mağaza var ve sinema da korkunç.
I'm awfully sorry that I was late.
- Ben geç kaldığım için çok üzgünüm.
You must want this very badly.
- Bunu çok fazla istemelisin.
I am very much surprised to hear that he got badly injured in a motorcar accident.
- Ben onun bir otomobil kazasında kötü yaralandığını duyunca çok şaşırdım.
Tatoeba is a multi-language dictionary.
- Tatoeba çok dilli bir sözlüktür.
The city's multi-story buildings built in the 1940's are in danger of collapse.
- Şehrin 1940'larda yapılmış çok katlı yapıları çökme tehlikesindeler.
Windows is the most used operating system in the world.
- Dünyada en çok kullanılan işletim sistemi Windows'tur.
Football is the most known sport in the world.
- Futbol, dünyada en çok bilinen spordur.
She is a student who studies very hard.
- O çok çalışan bir öğrencidir.
Praise stimulates students to work hard.
- Övgü öğrencileri çok çalışmaya teşvik eder.
The damage is too extensive.
- Zarar çok geniş çaplıdır.
We learn a good deal at school.
- Biz okulda çok şey öğrendik.
It snowed a good deal last night.
- Dün gece çok kar yağdı.
Tom ate too many jelly donuts.
- Tom çok sayıda jöleli börek yedi.
I like grape jelly best.
- En çok üzüm jölesinden hoşlanırım.
If you eat too much of this food, you may get a sore throat.
- Bu yiyeceği çok fazla yersen boğazın ağlayabilir.
I have a sore throat because of too much smoking.
- Çok fazla sigara içtiğim için boğazım ağrıyor.
The pain you go through because of love is by far sweeter than any other pleasure.
- Aşktan dolayı katlandığın acı herhangi bir zevkten çok daha tatlıdır.
This novel is by far more interesting than that one.
- Bu roman ondan çok daha ilginç.
A perfect knowledge of a few writers and a few subjects is more valuable than a superficial one of a great many.
- Birkaç yazar ve birkaç konuyla ilgili mükemmel bir bilgi birçoklarıyla ilgili yüzeysel olan birinden çok daha değerlidir.
A great many tourists visit Kyoto in spring.
- Baharda pek çok turist Kyoto'yu ziyaret eder.
A great number of students battled for freedom of speech.
- Çok sayıda öğrenci konuşma özgürlüğü için savaştı.
As a result of the war, a great number of victims remained.
- Savaşın bir sonucu olarak, çok sayıda mağdur kaldı.
There are a myriad of meats at the deli on the corner of Fifth and Harvey Street.
- Beşinci Cadde ve Harvey Caddesinin köşesindeki şarküteride çok et vardır.
Tom loved his mother dearly.
- Tom annesini çok sevdi.
This medicine tastes horrible.
- Bu ilaç çok kötü tadıyor.
I hate Sunday! It's a horrible day!
- Pazar gününden nefret ediyorum! Çok kötü bir gün!
You speak tremendously fast.
- Çok hızlı konuşuyorsun.
It hurts tremendously here.
- Burası çok fazla ağrıyor.
The price of this car is very high.
- Bu arabanın fiyatı çok yüksek.
Although the pressure of studying at the University of Cambridge is very high, many students still have time to go out and have fun.
- Cambridge Üniversitesi'nde öğrenim zorluğu çok yüksek olmasına rağmen, çok sayıda öğrencinin hâlâ dışarı çıkmak ve eğlenmek için zamanı var.
Tom is extremely sophisticated.
- Ton son derece çok bilmiş.
Difference between the past, present, and future is nothing but an extremely widespread illusion.
- Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım sadece çok yaygın yanılsamadan başka bir şey değildir.
Tom gave Mary some advice on how to pass multiple-choice tests.
- Tom Mary'ye çoktan seçmeli testleri nasıl geçeği konusunda biraz tavsiye verdi.
Tom claimed that his father had raped him on multiple occasions.
- Tom babasının birden çok kez ona tecavüz ettiğini iddia etti.
He works hard all the year round.
- Bütün yıl çok sıkı çalışır.
There's a lot of rain all the year round.
- Yıl boyunca çok yağmur var.
It began to rain in earnest.
- Çok yağmur yağmaya başladı.
I hope the bus will come before long.
- Umarım otobüs çok geçmeden gelir.
He began by saying that he would not speak very long.
- O, çok uzun konuşmayacağını söyleyerek başladı.
He went so far as to call me a liar.
- O, bana bir yalan söyleyecek kadar çok ileri gitti.
Jane's farewell speech made us very sad.
- Jane'in veda konuşması bizi çok üzdü.
Tom is extremely sophisticated.
- Ton son derece çok bilmiş.
Tom and his brothers are extremely close.
- Tom ve erkek kardeşleri çok yakındır.
Several companies are competing to gain the contract.
- Çok sayıda şirket sözleşmeyi kazanmak için yarışıyor.
There were several stars to be seen in the sky.
- Gökyüzünde görülen çok sayıda yıldızlar vardı.
A good night's sleep will do you a world of good.
- İyi bir gece uykusu sana çok iyi gelecek.
I have much studied both cats and philosophers. The wisdom of cats is infinitely superior.
- Hem kedileri hem de filozofları çok inceledim. Kedilerin bilgeliği son derece üstündür.
Life would be infinitely happier if we could only be born at the age of eighty and gradually approach eighteen.
- Sadece seksen yaşında doğabilseydik ve yavaş yavaş on sekiz yaşına varabilseydik, yaşamımız çok daha mutlu olurdu.
The uprising was brutally suppressed.
- İsyan çok sert bir biçimde bastırıldı.
Tom appears to be too tired to tackle that problem right now.
- Tom, şimdi o sorunu çözemeyecek kadar çok yorgun görünüyor.
Tom looks like he's too tired to help us right now.
- Tom şu anda bize yardım edemeyecek kadar çok yorgun görünüyor.
She is very beautiful, and what is more, very wise.
- O çok güzeldir, daha neyse çok akıllıcadır.
We eat more processed food than natural food.
- Doğal gıdalardan çok işlenmiş gıdalar yiyoruz.
I've always admired you enormously.
- Sana her zaman çok hayran oldum.
Tom is an enormously gifted musician.
- Tom çok yetenekli bir müzisyen.
Tom can be awfully stubborn.
- Tom çok inatçı olabilir.
I'm awfully sorry that I was late.
- Ben geç kaldığım için çok üzgünüm.
Your intelligence is as vast as the distance between Bombay and Mumbai.
- Senin zekan Bombay ve Mumbai arasındaki mesafe kadar çoktur.
There was nothing wrong with their ability, it was just that the expense for each unit was so vast that the cost performance was bad.
- Onların yeteneğiyle ilgili yanlış bir şey yoktu, o sadece maliyet performansı kötü olan her bir ünite için giderin çok yüksek olmasıydı.
Some people think the government has way too much power.
- Bazı insanlar hükümetin oldukça çok fazla gücünün olduğunu düşünüyor.
The military power of this country is very advanced.
- Bu ülkenin askerî gücü çok gelişmiştir.
You shouldn't eat to excess.
- Çok fazla yememelisin.
She smokes excessively.
- O çok fazla sigara içiyor.
I feel very strongly about it.
- Ben o konuda kendimi çok güçlü hissediyorum.
Tom feels very strongly about this.
- Tom bu konuda çok güçlü hissediyor.
Tatoeba is really multilingual. All the languages are interconnected.
- Tatoeba gerçekten çok dilli. Bütün diller birbirine bağlıdır.
The multinational corporation lowered the price of several products.
- Çok uluslu ticaret şirketleri çok sayıda ürünün fiyatını düşürdü.
I'd love to help you out, but I'm terribly busy.
- Sana yardım etmek isterim ama çok fazla meşgulüm.
It's terribly cold. I think I'm going to catch a cold.
- Çok üşüyorum. Sanırım nezle olacağım.
Mary is young, but full of talent.
- Mary genç ama çok yetenekli.
You are really full of curiosity, aren't you?
- Gerçekten çok meraklısın, değil mi?
They say he is very rich.
- Onlar onun çok zengin olduğunu söylüyorlar.
I hear you're very rich.
- Çok zengin olduğunu duyuyorum.
I think highly of him.
- Onu oldukça çok düşünüyorum.
Corn is the most highly subsidized crop in America.
- Mısır, ABD'de en çok mali destek alan tarım ürünüdür.
The cost of building the new hospital was considerably higher than first estimated.
- Yeni hastane binasının maliyeti İlk tahmin edilenden çok daha yüksektir.
Health is above wealth, for this does not give us so much happiness as that.
- Sağlık zenginliğin üstündedir, zira zenginlik bize sağlık kadar çok mutluluk vermiyor.
This book is far above me.
- Bu kitap benim çok üzerimde.
He caused his parents a lot of anxiety.
- Ailesini çok endişelendirdi.
I plan to invite a lot of guests to the opening ceremony.
- Açılış törenine çok misafir davet etmeyi planlıyorum.
It's simply too hot to do anything today.
- Bugün sadece bir şey yapamayacak kadar çok sıcak.
She always dresses very simply.
- O her zaman çok sade şekilde giyinir.
The Mormons have outlawed polygamy, but some adherents still practice it.
- Mormonlar çok eşliliği yasa dışı ilan ettiler fakat bazı taraftarları onu hâlâ uyguluyor.
The Mormons have outlawed polygamy, but some adherents still practice it.
- Mormonlar çok eşliliği yasakladılar ama bazı yandaşları bunu hala uyguluyorlar.
The austerity measures that many city governments have implemented are hugely unpopular.
- Pek çok kent yöneticilerinin uyguladığı kemer sıkma politikası son derece sevimsizdir.
These dresses are too large.
- Bu elbiseler çok büyük.
He has a large number of books on his bookshelf.
- Onun kitaplığında çok sayıda kitabı var.
I'm only too happy to help.
- Sadece yardım etmek için çok mutluyum.
I'd be only too pleased to help you!
- Size yardım etmekten çok memnun olacağım!
Tony can play tennis very well.
- Tony, çok iyi tenis oynayabilir.
My mom doesn't speak English very well.
- Annem İngilizce'yi çok iyi konuşamaz.
His talk led me to believe that he knows a great deal.
- Onun konuşması onun çok şey bildiğine beni inandırdı.
I have a great deal to do today.
- Bugün yapacak çok işim var.
Fuck, I cannot sleep because those damned owls are hooting so loudly.
- Lanet, uyuyamıyorum çünkü o lanet baykuşlar çok yüksek sesle ötüyorlar.
Oh, hello. It's quite hot today really!
- Oh merhaba. Bugün hava gerçekten çok sıcak!
Tom had plenty of chances to apologize, but he didn't.
- Tom'un özür dilemek için çok fırsatı vardı, ama bunu yapmadı.
As a new father, I gave my first child plenty of books.
- Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.
Music and art can greatly contribute to the enjoyment of life.
- Müzik ve sanat, yaşam zevkine çok büyük ölçüde katkıda bulunabilirler.
The noise of city life annoys me greatly.
- Şehir yaşamının gürültüsü beni çok sinirlendiriyor.
Tom deeply regretted doing what he had done.
- Tom yaptıklarını yaptığına çok pişman oldu.
I feel for you deeply.
- Ne çektiğini çok iyi anlıyorum.
We have precious little time.
- Değerli çok az zamanımız var.
My children are very precious to me.
- Çocuklarım benim için çok değerlidir.
It rained heavily, and consequently the baseball game was called off.
- Çok yağmur yağdı ve dolayısıyla beyzbol maçı iptal edildi.
Before Tom met Mary, he drank heavily.
- Tom Mary ile tanışmadan önce, çok içerdi.
The audience was largely made up of very young children.
- Seyirci çoğunlukla çok küçük çocuklardan oluşuyordu.
A lot of people want peace all over the world.
- Dünyanın her yerinde çok sayıda insanlar barış istiyorlar.
Mrs Klein is over 80, but she's still very active.
- Bayan Klein 80 yaşın üzerinde, ama hâlâ çok aktif.
I like the sound of harpsichord very much.
- Klavsenin sesini çok severim.
The circus entertained us very much.
- Sirk bizi çok eğlendirdi.
These beasts are very friendly.
- Bu canavarlar çok cana yakın.
You're a beast! You haven't even missed one question!
- Sen sorularda çok iyisin! Birtek soruda başarısız olmadın!
Tom was sweating profusely after a half an hour on the treadmill.
- Tom, koşu bandındaki yarım saatten sonra çok terliyordu.
She looked terrible at that time.
- O zaman çok kötü görünüyordu.
I am in a terrible dilemma.
- Çok kötü bir ikilemdeyim.
New York'un caddeleri çok geniştir.
- New York'un caddeleri çok geniş.
New York'un caddeleri çok geniş.
- New York'un caddeleri çok geniştir.