The chances are two to one against us.
- Şanslar bize karşı bire iki.
There will be other chances.
- Diğer şanslar olacak.
If it hadn't been for Lindbergh's luck and his knowledge of flying, he could never have succeeded in crossing the Atlantic.
- Lindbergh'in şansı ve uçuş bilgisi olmasaydı, Atlantiği geçmeyi asla başaramazdı.
I know what a lucky boy I am.
- Ben ne şanslı bir çocuk olduğumu biliyorum.
Her ability to amass a fortune is due to luck and hard work.
- Biriktirdiği serveti şansına ve çok çalışmasına borçlu.
You'll make a fortune by taking a chance.
- Bir şans elde ederek bir kader yaratacaksın.
This is the chance of a lifetime.
- Bu bir ömür boyu şanstır.
This is your only chance.
- Bu senin yegâne şansın.
I am happy about your good luck.
- Ben senin iyi şansın hakkında mutluyum.
Happiness in marriage is entirely a matter of chance.
- Evlilikte mutluluk tamamen şans işi.
By good fortune, they escaped.
- Iyi şans sayesinde onlar kaçtı.
Most people judge men only by their success or their good fortune.
- Çoğu insan erkekleri sadece onların başarıları ya da iyi şansıyla değerlendirir.
I've never seen a shot like that.
- Hiç böyle bir şans görmemiştim.
Please give me one more shot.
- Lütfen bana bir şans daha verin.
This is the big break I've been waiting for.
- Bu beklediğim büyük şans.
I knew that I'd break her heart, but I had no choice.
- Onun kalbini kıracağımı biliyordum ama hiç şansım yoktu.
Tom was lucky that Mary didn't hit him.
- Mary ona vurmadığı için Tom şanslıydı.
I should've hit Tom while I had the chance.
- Şansım varken Tom'u vurmalıydım.
I am happy about your good luck.
- Ben senin iyi şansın hakkında mutluyum.
I wish you good luck.
- Sana iyi şanslar diliyorum.
Tom got a chance to start over.
- Tom'un başlamak için bir şansı var.
There is no one who is born under an unlucky star, there are only people who cannot read the sky.
- Şanssız bir yıldızın altında doğmuş olan kimse yoktur, sadece gökyüzünü okuyamayan insanlar vardır.
Tom deserves another opportunity.
- Tom başka bir şansı hak ediyor.
Sami went to Canada, looking for opportunity.
- Sami şans aramak için Kanada'ya gitti.
Tom wished Mary good luck.
- Tom Mary'ye iyi şans diledi.
I am happy about your good luck.
- Ben senin iyi şansın hakkında mutluyum.